Uyanışı yaşatmak
Yeni Parti (YP) tarihsel bir halk uyanışını taşımanın umulmadık sonuçlarını yaşıyor ve yaşatıyor. Özgür Özel ve arkadaşlarının toparlayıcı ve büyük katkılarıyla ülke siyasetinin temelleri dönüşüyor. Bu uyanışın kalıcı kılınması ülkenin geleceği açısından büyük önem taşıyor.
KUBİLİĞİN SONU GELMELİ …
Ülkemizde siyasi parti yapılanmasının en belirgin özelliği bir yere seçilecek adayların genel başkan tarafından saptanmasıdır. Genel başkan ilk ve asıl seçmendir. Bu durum birçok büyük soruna kaynaklık ediyor; seçilen, kendisine sandıkta oy verenlerin değil, asıl seçmeninin isteklerini esas alıyor; başkana bağımlı olmak zorunda kalıyor. Ya da seçenini terk edip yeni bir seçmen, genel başkan, arıyor. Bunun, eşi-benzeri bulunamaz, en uç örneği, anımsayalım, Kubilay Uygun olayıdır. Uygun, TBMM’nin 20. Döneminde Demokratik Sol Parti (DSP)’nin Afyonkarahisar Milletvekilliği yapıyor. 8 Ocak 1996 - 25 Mart 1999 tarihleri arasında yaklaşık 3 yıl 2 ay gibi, göreli olarak çok kısa süren bu seçim döneminde Uygun, tam altı kez, evet, yanlış okumadınız altı kez, parti değiştiriyor. Bu nedenle de kamuoyunda adı “fırıldak” kubiye çıkıyor.
Adına ister kara gülmece deyin, ister bir rastlantı, geçmişte bu tür parti değiştirmelerini çok ağır bir dille eleştiren, aynı kentin, Afyonkarahisar’ın Büyükşehir Belediyesi Başkanı bayan Burcu Köksal, geçenlerde AKP’ye geçti. Bu olayın öncesinde ve sonrasında, çoğu belediye başkanı olmak üzere çok sayıda siyasetçi AKP’nin yolunu tutuyor. Gerek Meclis’te gerek yerel yönetimlerde giderek olağanlaşan ve yaygınlaşan bir Kubileşme süreci yaşanıyor. Burada bir tanıklığımı yazmalıyım: 22. Dönemde AKP’nin o zamanki Grup Başkanvekillerinden birinin, iznini almadığım için adını yazmıyorum, “seçmenimi görmeye gidiyorum” diyerek TBMM’deki odasına gelen AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ı görmeye gitmesi, ülke siyasetinin kişiye bağlı yapısını anlatıyordu. İzleyen yılların uygulamaları, özellikle milletvekili adaylarının saptanmasında genel başkanların belirleyiciliğini çok daha güçlendirdi.
Gelinen noktanın ilginç bir örneği geçen hafta yaşandı. İktidar partilerinin ve onlara yakın partilerin milletvekilleri, önce, Terörsüz Türkiye konulu yasa taslağının Meclis’e sunulması kararını imzaladılar; taslağı gerçek seçmenlerinin ve A. Öcalan’ın bildiği, içeriğini sonradan öğrendiler. Bu olgu, başlı başına egemenliğin kullanımının hangi noktaya vardığının tarihe geçecek örneğidir. Yeni Parti (YP) milletvekilleri ise yakaladıkları toplumsal duyarlılığın da katkısıyla olacak, çok doğru bir tutumla, Taslağı görmeden imzalamadılar.
Yaşadığı hukuk, ekonomi ve eğitim alanındaki ağır sorunlarla bunalan halk, YPi ile ülke siyasetinin tümüyle, bu kişiye, daha doğrusu genel başkana bağlı yapısını, yerinde deyimiyle düzeltmeye, tam bir kararlılıkla, siyaset yapma gücünü eline almaya girişmiş bulunuyor.
Türkiye siyaseti köklü bir değişimin, bir sabahın eşiğindedir. YP’nin üye egemenliğiyle güçlenmesi diğer partileri de kaçınılmaz olarak etkileyecektir Siyasetin yerleşik hastalığı olan kişiye bağımlı yapısı ters dönecektir.
BAŞARI İÇİN…
Yeni Parti ile filizlenmekte olan halk hareketinin başarılı olması her bakımdan büyük önem taşıyor. Halk egemenliğinin işlerlik kazanmasının ilk adımı, parti yöneticilerini seçme gücünün üyelerde olacağının kararlı bir biçimde Özgür Özel tarafından açıklanmasıdır. Bu güç, aday saptama yetkisinin seçime girecek “tüm adayların” üyelerin oylarıyla belirlenmesi ya da “önseçim” yapılması sonucunu verecektir; doğrusu vermelidir. Suyun başı üyeliğin sağlıklı bir yapıya kavuşması da ayrıca önemlidir. Bu noktada bilimsel bir gerçeğin altı çizilmelidir. Yeni Parti ile yükselmekte olan güçlü değişim isteği, gerçekte özgürleşme içindir ve bu özlem insanlığın gelişmesinin, Cumhuriyet’in değerlerine yerleşen özetidir. İnsanoğlu ürettikçe özgürleşiyor ve özgürleştikçe de daha çok ve daha nitelikli üretiyor. Bugün, Osmanlı’daki başlangıcından alınırsa yaklaşık 200 yıllık, egemenliğin Kurtuluş ve Kuruluş sırasında halkın olması ya da niteliksel bir sıçrama olan Cumhuriyet’ten alınırsa yüz yıllık çağdaşlaşma birikimi çok güçlü bir biçimde su yüzüne çıkıyor. Çok önemli bir boyut daha var. Bir halk hareketi olarak doğması YP’nin kuruluştan kaynaklanan bütün zorluklara karşın para sıkıntısı yaşamayacağını kanıtlıyor. YP’yi kuran halk, atalarının Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşımız sırasında yaptığını yapıyor; yokluk içinde de olsa, öğrencisinden emeklisine, işçisinden esnafına vatandaş YP’ye bağış yağdırıyor.
Bu tarihsel uyanışın, kusur aramak yerine gerektiğinde uyarılar yapılarak, ancak bir “bütün olarak” değerlendirilmesi sahiplenilmesi gerekiyor. Bir gözlemimi paylaşmak isterim. Hafta içinde, en beklenmedik bir seçim çevresinde, yıllar boyu iktidarın en güçlü kalelerinden bir olan Rize’de, yine en beklenmedik ve geniş kitlesel, kararlı katılımların da kanıtladığı gibi, YP çok güçlü, bu kez sonuç alacağı bilincinde ve çok kararlı bir “halk uyanışı” olarak doğuyor. Halk, egemenliğinin ve onun alt yapısı olan Cumhuriyet değerlerinin bilinciyle iktidara “yeter ki yeter” diyor. Bu uyanışın tadına varılması ve kurumlaşarak kalıcılaşması için olabildiğince katkı verilmesi ve çaba harcanması gerekiyor.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz