Trumpgiller Çiftliği?

George Orwell’ın fabl tarzı romanı Animal Farm/Hayvan Çiftliği 1945’te yayımlandı. Hikâyeyi bilirsiniz: Alkolik ve kötü bir çiftçi olan Jones’un çiftliğindeki hayvanlar, gördükleri kötü davranışlara dayanamayıp bir devrim yapar, çiftliği ele geçirirler. Artık ortaklaşa üretip ortaklaşa tüketecek, insanların sömürüsünden uzak bir yaşam süreceklerdir. Hayvanlar arasında en akıllı olanlar domuzlardır, bu yüzden yönetimle ilgili işleri onlar üstlenir. Bunların başında Kartopu adlı iyi niyetli domuz bulunmaktadır. Bir süre her şey çok güzel gider, ama iktidarın yozlaştırdığı Napolyon adlı domuz darbe yaparak Kartopu’nu önce çiftlikten sürer, sonra da tümüyle ortadan kaldırır. 

Çiftliğin tartışmasız hâkimi olan Napolyon, sömürgen insanlara benzememek için hep birlikte koydukları kuralları tek tek çiğner, giderek insanlara benzemeye başlar, hatta çiftlik hayvanlarını daha iyi sömürmek için insanlarla işbirliği yapar. Hayvanların cennet hayali, artık cehenneme dönmüştür. 

Çoğu kişi, bu romanın bir komünizm eleştirisi olduğunu düşünür. Ama anlatı yapısını çözümlediğinizde, eleştiri hedefinin komünizm değil Stalinizm olduğunu net biçimde görebilirsiniz: Hayvanları devrime yönlendiren ama devrimi görmeden ölen Koca Reis adlı yaşlı ve bilge domuz, açıkça Marx’a göndermedir (değerli Attila Aşut hocam kusura bakmasın, Marx’ın adını ömrüm boyunca böyle yazdım, kendimce nedenlerle -başta aşırı lüks Marks & Spencer mağaza zincirinin adı olmak üzere- bundan sonra da hep böyle yazacağım galiba). Hayvanlara “Yoldaşlar!” diye seslendiği konuşmasında, tarihsel sömürünün tablosunu şöyle çizer: “İnsanlar, emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizden çalıyorlar. İşte, yoldaşlar, tüm sorunlarımızın yanıtı burada. Tek bir sözcükte özetlenebilir: İnsan. Tek gerçek düşmanımız İnsandır. İnsan’ı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir yeryüzünden.”(Çev: Celal Üster, Can Yay., 2001, s. 24) Koca Reis’in çok kısa bir bölümünü alıntıladığım uzunca konuşmasında ‘insan’ sözcüğünü ‘kapitalist’le değiştirdiğinizde, karşınızda Kapital’in minik bir özetini bulursunuz. 

O geceki toplantı, Komünist Manifesto’nun son sözünü de anımsatan enternasyonal bir marşla sona erer: “İngiltere ve İrlanda’nın hayvanları / Bütün ülkelerin, bütün iklimlerin hayvanları / 

Kulak verin müjdeme, haber salın her yere / Düşlediğimiz Altın Çağ önümüzde.” (s.28) Anlayacağınız, Orwell hem Koca Reis’i hem de onun analizlerini saygılı bir onaylamayla anlatır. 

Devrim sonrası çiftlik yönetiminde bulunan Kartopu, başlangıçta Lenin’e, acı sonuyla ise Troçki’ye gönderme yapar -Napolyon’un yetiştirdiği vahşi köpekler tarafından çiftlikten sürülür ve öldürülür. 

Kısacası, Orwell Marxist tarih analizine ve komünist devrim düşüncesine son derece olumlu yaklaşır. Eleştirdiği şey Stalinist diktatörlüktür. 

***

“Bir Peri Masalı” alt başlığıyla yayımlanan bu küçük roman, defalarca sinema ve TV’ye uyarlandı. Bunların ilki, 1954’te ABD-İngiltere ortak yapımı bir animasyondu. İnternette rastladığım bir yorumda bunun CIA desteğiyle yapılmış bir anti-komünist propaganda filmi olduğu söyleniyordu. Öyle olup olmadığını bilmiyorum, ama Stalin’in ölümünden (1953) sonra, Kruşçev’in Stalin’i yerden yere vurduğu 20. Kongre’den (1956) önce yapılmış filmi izleyince, bunun başından sonuna dek romana en sadık uyarlamalardan biri olduğunu, anlatının söylemini bozmadan aktardığını açıkça görebilirsiniz: Yani, 1) Devrim fikri akılcı ve gereklidir, 2) Devrim çok olumlu bir tarihsel gelişmedir, 3) Her şey iyi giderken, Napolyon’un baskıcı ‘tek adam’ rejimi her şeyi alt-üst etmiştir. 

İyisiyle kötüsüyle çok sayıda Hayvan Çiftliği uyarlaması yapıldı. Bunların çoğu ne yazık ki anti-Stalinist yaklaşımı anti-komünist bir söyleme dönüştüren, özgürlükleri savunma görüntüsü altında kapitalizmi öven yapımlardı. Ve elbette hepsi de üretildikleri dönemin egemen ideolojik çatışmalarını yansıtıyordu. 

Geçen hafta gösterime giren 2025 tarihli uyarlamaysa, yüzlerce Hayvan Çiftliği içinde en kötüsü olabilir! 

Öncelikle bu filmde hayvanların sömürüye son verme, birlikte üretip birlikte tüketme gibi bir derdi yok. Alkolik çiftçi kredi ödemelerini geciktirince banka çiftliğe el koymuş, tüm hayvanların mezbahaya gönderilmesine karar verilmiştir. Hayvanlar bir devrim yapmaya mezbaha kamyonunda karar verirler. Koca Reis diye birinin var olmadığı bu evrende, Kartopu’nun konuşması şu soru etrafında biçimlenir: “Yiyecek olmak mı istiyorsunuz yoksa özgür olmak mı?!” 

‘Devrim’den sonra hayvanlar Jones’un evini gezerken, bankadan gönderilmiş çok sayıda ‘gecikmiş ödeme’ emri görürüz. Böylece suç yine ‘yeterince çalışmayan’ -yeterince WASP olmayan- çiftçinin üstüne atılır. 

Napolyon burada da ‘insanlaşmaya’ başlar, ama bunu tetikleyen şey otoriteryen politik tercihler değil, tüketim arzusudur. 

Bu arada, aslında gerçek bir devrim olmadığı ve sistem değişmediği için, banka borçları bu sefer hayvanlardan ister. Hayvanlar da sistemi sorgulayacak değil a! Para kazanmak için bir pazar kurarlar ve şöyle bir sahneye tanık oluruz: Üzerinde “Bölgenin en iyi yumurtaları” yazan bir tezgâhın önünde domuzlar şöyle konuşur: “Bunların bölgedeki en iyi yumurtalar olduğunu nereden biliyoruz? Tüm yumurtaları tattık mı ki?” / “Hiçbir fikrim yok. Ama insanlar inanırsa alır.” / “Nasıl yani, yalan mı söylüyoruz?” / “Eh, birazcık.” Ve hayvanların hiçbiri bunu dert etmez. 

Her türlü politik söylemden arındırılmış, hayvanların seçimlerini ‘çok çalışmak’ ile ‘eğlenmek’ ikilemine indirgemiş, çok tuhaf ve kötü bir film bu; tam da TrumpRTEPutingiller dünyasına yakışır, saçma sapan bir Hayvan Çiftliği...