Date
Randevuya erken geldim. Her zaman oturduğum masaya yerleşip dışarıdaki manzarayı izlemeye başladım. Yemyeşil bir park, turkuaz rengi denizle buluşuyordu. Denizdeki yelkenciler, mavi gökyüzündeki kümülüs bulutları gibi manzarayı süslüyordu. Uçan kuşları, çimenlere kurulmuş bira içen çiftleri mutlulukla izledim.
“Beyefendi” dedi bir ses. Kafamı çevirdim, zoraki gülümsediğini hissettiren bir resepsiyonist. “Bu masa rezervasyonlu...” Çok garip bir söz duymuş gibi duraksadım. “Ama” dedim, “Burası benim hep geldiğim yer. Her zaman buraya otururum.” Resepsiyonist daha da zoraki bir gülümsemeyle “Masa tutulu efendim,” dedi. “Sizi böyle alalım.”
Date’im her an gelebilir diye tatsızlık çıksın istemedim. Ayağa kalkıp bana gösterilen yere oturdum. Burada da manzara vardı ama az önceki gibi değil, sadece kasvetli binalar görünüyordu. Sineye çektim ve apartmanlara bakmaya başladım. Güneş tam tepede olduğu için balkonlar boştu, pencerelerin tamamı perdelerle kapanmıştı. Az önceki resepsiyonistin, daha yetkili biri olduğunu düşündüğüm bir adamla bana doğru yaklaştıklarını göz ucuyla gördüm. Demek hatalarını anlamışlardı ve özür dilemeye geliyorlardı. Kim benim gibi bir müşteriyi üzmek ister ki?
“Beyefendi büyük bir yanlışlık yapılmış, sizden özür dilerim,” dedi adam. “Evet, öyle oldu” dedim kenarda mahcup mahcup duran resepsiyoniste bir bakış atarak. “Arkadaşımız sizi yanlış yönlendirmiş, maalesef bu masa da rezervasyonlu. Sizi şu orta kısımdaki masalardan birine alabiliriz, dilediğinizi seçin.”
∗∗∗
Beni orta masalara almak ha? Biraz sinirlendim ama sakin bir tonla kıpırdamadan karşılık verdim. “Bakın ben buraya hep gelirim ve hep pencere kenarına otururum. Beni tanımadınız galiba...” Ayaktaki ikili beni tanımalarına yardımcı olabilecekmiş gibi, aynı anda gözlerini kısarak bana baktılar. “Ben BirGün Gazetesi’nde yazarım. On yedi yıldır yazıyorum. Yayınlanmış bir düzine kitabım var. Ayrıca arkadaşlarım beni çok sever, sizin çocukluk arkadaşınız var mı? Benim birçok çocukluk arkadaşım var. Çocukluk arkadaşı olmayanlar gölgesiz insanlara benzer, onlardan uzak durmak gerekir. Hoş biri olduğum söylenir, biraz da içmişsem herkesi kahkahalarla güldürürüm. Ayrıca arkadaşlarım beni çok sever...”
Yazılı metin olsa tekrar ettiğim cümlemi silerdim ama konuşurken böyle olmuyor işte. Kısacık bir konuşmada tekrara düşmem kötü oldu. Sustum. Ayaktaki ikili de hiç geri adım atmadan hareketsiz durmaya devam etti. Ben uyumlu bir insanım, şartlar değişirse hemen uyum sağlarım. Trajedi yapmam, olay çıkarmam. Sanırım biraz da korkağım. Üstelik ilk kez buluşacağım date’imin gelmesi an meselesi. Şimdi efelensem, sesimi yükseltsem ve date de o an restorana girse, korkunç bir ilk izlenim olacak.
Orta masalar da fena değil, nesini beğenmiyorum ki? Hem bir mekana geliyorum, hem de o mekanın içini hiç görmeyeceğim şekilde pencere kenarına oturmak istiyorum. Bu manzarayı dışarıda bedavaya da izleyebilirim. Date’im geldiğinde ona bu olanları anlatsam mı? Hatta belki “Pencere kenarına değil de ortaya oturdum çünkü önemli olan dış güzellik değil, iç güzellik” derim. Sempatik olur. Gülüşürüz. Kadınlar kendilerini güldüren erkekleri sever.
Bunları hızla düşünüp ikinci kez ayağa kalktım ve ortalardan bir masa seçtim. Tam orta da değil, neredeyse duvara yakın bir masa. Şu iç güzellik, dış güzellik esprisini yapmamaya karar verdim. İlk buluşma için hayli riskli. Kadınlar çok güzel olsalar da illaki bir kusurları varmış gibi düşünürler ve bu şakadan alınabilirler. Tamam burada kendi kendime konuşuyorum ama insan düşüncelerine bile bir sınır koymalı. Niye “kadınlar” diye genelleme yapıyorum ki? Sanki erkekler çok farklı. İnsanlar kadın erkek diye ayrılmaz, Ali, Ayşe, Hasan diye ayrılır, herkesin türlü türlü huyu var. “Kadınlar kendilerini güldüren erkekleri severmiş” Lafa bak. Kaç yaşında adamsın, bunun doğrusu: İnsanlar komik bir şey söylese de söylemese de yanında güldükleri kişilerden hoşlanıyordur. Gülümseme sonuç değil sebep.
∗∗∗
Başka biri geldi. Şimdi ne hatası yaptım acaba? “Üye kartınızı görebilir miyim?” dedi yeni gelen. Hoppala. “Ne üyesi yahu?” dedim. “Burası kulüp bölümü. Bu bölüme kulüp üyesi olmayan giremez.” Şimdi gerçekten sinirlendim. “Ben hiçbir kulübe üye değilim” dedim. “O zaman burada oturamazsınız” dedi karşımdaki. “Sizi şu bölüme alayım.”
İçimden “Pes artık” diyerek kalktım. Dipte bir şömine vardı ve yanında da çok rahat görünen bir koltuk. Date’imi burada bekleme kararı aldım. O gelince hangi masayı seçeceğimize beraber karar verirdik. Koltuk öyle konforlu görünüyordu ki bu fikri hemen benimsedim. Lakin oturur oturmaz bir rahatlık çöktü, gözlerim kapanmaya başladı. Bir baktım ki karşımda bağdaş kurmuş bir grup insan. “Evet sizi dinliyoruz” dedi içlerinden biri. Hiçbir şey anlamadım. “Buraya oturanlar bize kendi geçmişlerinden hikayeler anlatır. Bize ne anlatacaksınız?” Şaka mıydı bu? “Size ne lan benim geçmişimden?” diye bağırdım.
O anda, az önce yanıma gelen görevliler dahil dört beş kişi hızla yaklaştı. Kolumdan tuttular. “Sizi buraya alalım” dediler. Bir merdivenden aşağıya indik. Biri arkadan kapıyı kapattı. Resepsiyonist karnıma bir yumruk attı, acıyla eğilmişken yanındaki adam diziyle çeneme vurdu. Yere düştüm. Hepsi birden tekmelemeye başladı. “İt oğlu it. Mekanın huzurunu bozmaya mı geldin? Şerefsiz” diye bağırıyorlardı.
Dayağın ne kadar sürdüğünü anımsayamıyorum. Bir süre sonra hepsi gitti. Yerde yüzüstü yatıyordum. Tırnaklarım uzamış gibi geldi. Zemin topraktı ve her yer çok karanlıktı. Daracık bir koridorda, hatta bir tünelde olduğumu fark ettim. Sürüne sürüne yolu bulmaya çalıştım. Yan tarafta bir ayna vardı sanki ama bakmaya çekindim. Kulaklarım tünelin üst kısmına sürtüyordu ama bu nasıl olabilirdi ki?
Genişçe ve loş bir alana ulaştım. Bir masa kenarında sandalyeye oturmuş bir fare gördüm. Fare bana el salladı. “Tıpkı profil fotondaki gibisin” dedi. “Sen de öylesin,” dedim. Gülümsedi. Telefonlarımızı çıkartıp QR kodu tarayarak menüye bakmaya başladık.
“Çiyan yer misin?” dedi fare. “Çiftlik değilse yerim” dedim.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz