Vakıflar iktidarın ‘örtük müfredatını’ uyguluyor
Nejla Doğan - Eğitimci, Yazar
İslamcı neoliberal iktidarda kamu okullarındaki etkinlik ve faaliyetler nasıl ki protokollerle dini vakıf ve derneklere devredildiyse, çocukların tatilleri, boş zaman etkinlikleri de TÜGVA, TÜRGEV, Anadolu Gençlik Derneği, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği gibi gerici yapılara teslim edildi. Dolayısıyla çocukların, özellikle de yoksul çocukların okul, kurs, yurt, tatil gibi hayatlarına temas eden hemen her alan, dinsel kuşatma altında ve kamusal alanda bunların alternatifi de yok.
Çünkü iktidar kamusal sosyal hizmetleri tasfiye ederken, bunları bir yandan özel sektöre bir yandan da cemaatlere, dini vakıf ve derneklere bıraktı. Bu nedenle tatil, gezi gibi etkinlikleri satın alma gücü olmayan çocuklar, dini vakıf ve derneklere mecbur kalıyorlar. Derin yoksulluk içindeki aileler de çocuklarını güvenle bırakabilecekleri kamusal alternatiflere erişemedikleri için buna razı oluyorlar.
Bu yaz okullarında ne tür eğitimler verildiğine baktığımızda, elbette ilk öne çıkan başlık “değerler eğitimi”. Hem MEB’in hem de bu vakıf ve derneklerin “değerler eğitimi” derken dinle çerçevelenmiş ideolojik bir eğitimden bahsettiğini artık hepimiz biliyoruz. Ama yaz okullarını çocuklar açısından daha cazip hale getirmek için programlara kamp, yarışma, okçuluk, yüzme vb. aktiviteleri de dahil ediyorlar. Dolayısıyla sosyal ve sportif faaliyetler, dini-ideolojik kuşatmayı “eğlenceli” hale getiren bir ambalaj işlevi görüyor.
Biz eğitimciler buna “örtük müfredat” diyoruz. Yani görünürdeki etkinliklerin ardında, belirli bir dünya görüşünün ve yaşam tarzının çocuklara örtülü olarak aktarılması amacı var aslında. Zaten basına yansıyan birçok fotoğrafta da etkinliklerde kız ve erkek çocukların birbirinden tamamen yalıtıldığını, çok küçük yaştaki kız çocuklarına dahi türban takıldığını, keza erkek çocuklarının da İslami tarzda giydirildiğini, kız ve erkek çocuklar için yapılan etkinlik içeriklerinin de birbirinden farklılaştırıldığını görüyoruz.
***
Kuşkusuz burada çocuğun hakları ve üstün yararı açısından birçok ihlal var. Birincisi, hem yaşı hem yoksulluğu nedeniyle seçim yapma olanağı olmayan çocuklara bir yaşam biçimi dayatılmaktadır ki bu çocuğun güçsüzlüğünü istismar etmektir. İkincisi, pedagojik açıdan soyut düşünme becerisi gelişmemiş çocuklara yapılan yoğun dini telkinler, çocuklarda kaygı bozukluğu, suçluluk duygusu ve korkulara yol açmakta; ayrıca aileleriyle çatışma yaşayacakları, kimlik karmaşasına düşecekleri düşünceler ortaya çıkarmaktadır. Diğer yandan etkinliklerde dinsel-geleneksel cinsiyet rollerinin dayatılması, kız ve erkek çocuklar arasında eşit ve doğal sosyalleşme olanağını ortadan kaldırmakta ve kadın-erkek eşitliğine yönelik saldırganlığı küçük yaşlardan itibaren güçlendirmektedir. Yine dini anlatıya dayalı dogmatik eğitim, çocuğun merak, sorgulama, eleştirel düşünme becerilerini köreltmekte, onu biat eden bir varlığa dönüştürmektedir ki bu aynı zamanda yoksullaştırılan halkın çocuklarını şükür-biat ekseninde o yoksulluğa kalıcı olarak hapsetmek anlamına gelmektedir. Zaten bugün eğitimin de temel amacı budur. Dolayısıyla gerici yaz okulları eğitimin bu işlevini tamamlamaktadır. Üçüncüsü, çocuğun yasa ve sözleşmelerle belirlenmiş eğitim, oynama, dinlenme hakkı, bir sosyal hak olmaktan çıkarılıp, vakıf ve derneklerin sağladığı birer “lütfa” dönüştürülmektedir.
Oysa protokoller üzerinden vakıf ve derneklere aktarılan bütçeyle MEB çatısı altında çocuk gelişimine ve yararına uygun, tüm ülkeye yaygınlaştırılmış etkinlikler yapmak da bir seçenek. Ama iktidarın derdi çocukların yararı değil de kendi bekası olunca bu mümkün olmuyor.
Bu bağlamda mevcut eğitim sisteminin uzantısı niteliğindeki bu yaz okulları da neo-Osmanlıcı, ümmetçi iktidarın ideolojik eksenine ve ekonomi-politik ihtiyaçlarına uygun bir gençlik yaratmak için işlev görüyor.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz