Toplumu dönüştüren öğretmenden güvencesiz eğitim emekçisine

Prof. Dr. Emine Uçar İlbuğa

Türk sinemasındaki öğretmen imgesini anlamanın yolu yalnızca filmlere bakmaktan geçmiyor; öğretmeni yetiştiren eğitim anlayışına da dönüp bakmayı gerektiriyor. Çünkü sinemanın perdeye taşıdığı öğretmen karakterleri, çoğu zaman eğitim politikalarının ve toplumsal beklentilerin izlerini taşıyor. Hilmi Uysal’ın, Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri: Sağlık Eğitimiyle Canlandırılacak Köy (2024) ile sözlü tarih görüşmelerine ve aile tanıklıklarına dayanan İçten Canlandırılacak Köy: Çorumlu Köy Enstitülüler (2026) çalışmaları Cumhuriyet’in nasıl bir öğretmen yetiştirmeyi hedeflediğini, öğretmene hangi toplumsal sorumluluklar yüklediğini ve zaman içinde bu amacın nasıl ortadan kaldırıldığını gösteren bir eğitim tarihi çalışması ortaya koyuyor. Uysal’ın her iki kitabında öğretmen sadece sınıfta ders anlatan bir kamu görevlisi olmanın ötesinde, bütünlüklü bir eğitimden geçen; öğrencileriyle olduğu kadar köylülerle de ilişki kuran, üretime katılan, çevresinin sağlık ve kültür sorunlarına çözüm arayan toplumsal bir özne olarak öne çıkıyor.  

EĞİTİM POLİTİKALARI VE ENSTİTÜLERDEN FAKÜLTELERE UZANAN SÜREÇ

Köy enstitülerinin 1954’de kapatılması sonrası öğretmen yetiştirme sisteminde sürekli değişiklikler, yeni uygulamalar söz konusu oldu ve uygulamaya konulan programların kurumsal sürekliliğinin sağlanamaması önemli bir sorun olarak öne çıktı. 1973 tarihli Millî Eğitim Temel Kanunu ile bütün öğretmenlerin yükseköğrenim görmesi ilkesi benimsendi.  

Ortaokullar için alan öğretmeni yetiştiren eğitim enstitüleri ile lise öğretmeni yetiştiren yüksek öğretmen okulları, güçlü alan bilgisi ve meslek formasyonunu bir arada vermeyi amaçlayan uzmanlaşmış yapılar olarak hayata geçilse de bu okulların kapatılmasıyla, yalnızca kurumların sona ermesi değil, öğretmen yetiştirme geleneği ile toplumsal hareketlilik kanallarından birinin de daralması söz konusu oldu. 1982’de öğretmen yetiştiren kurumların üniversitelere devredilmesi ile eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine, iki yıllık kurumlar eğitim yüksekokullarına dönüştürüldü. Daha sonra da öğretmenlik programları dört yıllık lisans düzeyine çıkarıldı. Üniversiteleşme, öğretmen yetiştirmenin akademik boyutunu güçlendirirken okul ve sınıf deneyimiyle bağının zayıflamasını da beraberinde getirdi. 1998’de gerçekleştirilen yeniden yapılanma ile alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon arasında denge kurmak ve programların standartlaştırılması gibi, MEB ile YÖK arasındaki eşgüdümü de artırmak hedeflendi. Ancak ilerleyen yıllarda programların yeniden değiştirilmesi, pedagojik formasyonun farklı biçimlerde geri dönmesi ve öğretmen ihtiyacının çeşitli alanlardan mezunların sisteme alınmasıyla karşılanması, öğretmenliğin “özel bir uzmanlık mesleği” olduğu ilkesini zayıflattı.  

ÖĞRETMENLERİN SİNEMADA TEMSİLLERİ ÜZERİNDEN ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Türkiye sinemasının erken dönem öğretmen anlatıları yeni Cumhuriyet’in öğretmenlere yüklediği misyon üzerinden şekillenir. Vurun Kahpeye (1949) ve Çalıkuşu (1966), gibi yapımlarda kadın öğretmen, yalnızca okulun değil, kadınların kamusal hayata katılmasının ve laik/modern yaşam biçiminin temsilcisidirler. Öğretmenin çevreyle kurduğu ilişki, Cumhuriyet’in yeni kadın ve yurttaş idealinin görünürlüğüne yansır. Ancak bu filmlerde modern öğretmenin karşısında yalnızca bilgisizlik değil, yerleşik iktidar ilişkileri, ataerkil sistem ve muhafazakârlık da vardır. Öğretmen Kemal (1981) filminde bu karşıtlık daha açık bir kalkınma ve sınıf mücadelesi çerçevesinde kurulur. Filmde Kemal öğretmen okul yaptırmak, üretim biçimlerini değiştirmek ve köylüyü yerel iktidar odaklarına karşı bilinçlendirmeyi de kendine görev edinir. Bundan dolayı öğretmenle ağa ve imam arasındaki çatışma, kişisel bir anlaşmazlıktan çok, modernleşme projesiyle geleneksel güç yapıları arasındaki mücadeleyi temsil eder. Erken dönem sinemasında öğretmen imgesinin bir başka güçlü yönü, ekonomik yoksunluğa rağmen korunan ahlaki üstünlük olur. Paydos (1968) filmindeki öğretmen, geçim sıkıntısı içindedir, buna rağmen dürüstlüğünden ve mesleğine bağlılığından vazgeçmez. Böylece düşük ücret, yetersiz konut, ağır çalışma koşulları veya okulun ihtiyaçlarını kendi bütçesinden karşılama zorunluluğu, kamu politikasının sorunu olmaktan çıkarılıp öğretmenin fedakarlığına havale edilir. 1970’lerde Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı serisiyle öğretmen imgesi köyü dönüştüren tekil kahramandan, okulun gündelik ilişkileri içinde çalışan farklı öğretmen tiplerine doğru kayar. Öğretmenler ezberci ders anlatma biçimleri, öğrenciyi tanımayan pedagojik tutumlar, ceza ve otorite ilişkileri üzerinden karikatürleştirilirken, mizahın ve eleştirinin de konusu olurlar. Ancak bu film serilerinde Cumhuriyet öğretmeninin ahlaki mirasını yeni okul ortamında sürdürmeye devam eden okul müdürü Mahmut Hoca ile eğitimi maliyet ve kazanç hesabı olarak gören okul sahipliği karşıtlığında bir çatışma ortaya konur. Bu çatışma bugün giderek eğitim kurumlarının artan sayıda özelleştirilmesi düşünüldüğünde güncelliğini hala koruyan bir sorundur. 1980’ler ve 1990’larda öğretmen imgesi siyasal baskı, sürgün ve taşra yalnızlığıyla belirlenir. Hakkâri’de Bir Mevsimde (1983) öğretmen, Doğu Anadolu’da bir köye bilgi götüren güçlü bir modernleştirici olmaktan çok, karşılaştığı coğrafya ve kültür karşısında kendi bilgisinin sınırlarını fark eden yabancıdır. Köye öğretmek için gelir, fakat kendisi de dönüşür. Bu karşılıklı değişim aslında, erken Cumhuriyet filmlerindeki tek yönlü aydınlatma anlayışını da sorgular. Karartma Geceleri’nde (1990) öğretmen, bu kez düşünceleri nedeniyle devlet tarafından izlenen ve cezalandırılan aydındır. Cumhuriyet’in kurucu kültürel öznesi olarak tasarlanan öğretmen, artık siyasal iktidarın kuşku duyduğu muhalif bir figüre dönüşür. 2000’li yıllarda öğretmenin toplumsal liderlik alanı daralır, öğrencinin hayatına ilişkin sorumlulukları genişler. Sınav (2006) filminde, okulun toplumsal gelişim ve düşünsel özgürleşme mekanından merkezi sınava hazırlık kurumuna dönüşmesi anlatılır. Böylece öğretmenin başarısı öğrencinin dünyayı anlamasıyla değil, testlerde yaptığı doğru sayısıyla ölçülmeye başlanır. Eğitim sistemi öğretmeni giderek sınav koçu, öğrenciyi de puan üreten bir özne haline getirir. İki Dil Bir Bavul (2008) ise öğretmen yetiştirme politikalarının ülkenin dilsel ve kültürel çeşitliliğine ne ölçüde hazırlıksız olduğunu gösterir. Türkçeden başka dil bilmeyen genç öğretmen, yalnızca Kürtçe konuşan çocuklarla karşılaştığında, fakültede öğrendiği yöntemlerin sınıfın gerçekliğiyle örtüşmediğini fark eder. Film, öğretmeni ulusal dil politikasının taşıyıcısı olarak gösterirken, devletin çözemediği kültürel ve bölgesel sorunların sınıf içinde tek bir öğretmenin kişisel çabasına bırakılmasına da işaret eder.  

Nuri Bilge Ceylan sinemasında ise okul ve öğretmen çoğu zaman anlatının önemli bileşenlerinden biri olur. Kasaba (1997) da mesleğe ilişkin sessiz fakat derin bir aşınma izlenir. Öğretmen artık ne toplumu dönüştüren kahraman ne de büyük siyasal çatışmanın merkezindeki aydındır ve taşranın durağanlığına karışmış, kurumsal rutinin içinde etkisizleşmiş bir memurdur. Ahlat Ağacı (2018) filminde üniversitenin Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden mezun olmasına rağmen atanamayan Sinan ile uzun yıllardır sınıf öğretmeni olarak görev yapan babası arasındaki kuşak çatışması, öğretmenlik mesleği ve eğitim sistemi üzerinden şekillenir. Bu bağlamda okul ve öğretmenlik, yalnızca karakterlerin mesleki kimliklerini belirleyen unsurlar değil, aynı zamanda toplumsal ve bireysel gerilimlerin açığa çıktığı temel tartışma alanları olarak işlev görür. Kuru Otlar Üstüne (2023) filmi, öğretmen temsilinde en sert kırılmalardan birini ortaya koyar. Sorun artık öğretmenin köyü dönüştürüp dönüştürememesi değil, öğretmenin kendi mesleki ve ahlaki tükenmişliğini de ortaya koyar. Samet, bulunduğu coğrafyayı benimsemek veya değiştirmek istemez, o bir an önce zorunlu hizmetinin bitmesini ve başka bir yere gitmeyi bekler. Öğrencileriyle ve meslektaşlarıyla ilişkisini çoğu zaman kişisel arzuları ve kırgınlıkları üzerinden kurar. Filmde öğretmenler odası dayanışma ve ortak üretim alanından uzak, dedikodunun, kıyaslamanın, kıskançlığın ve örtülü rekabetin mekanıdır. Samet ile Kenan’ın ilişkisi, meslektaş dayanışmasının nasıl kişisel rekabete dönüştüğünü gösterir. Öğretmen Nuray siyasal mücadele ve kolektif dayanışma deneyimini temsil ederken Samet bireysel kurtuluşu ve örgütlü yapılara güvensizliği savunur. Cumhuriyet’in ilk öğretmeni değişimin öznesiydi. Oysa Samet hiçbir şeyi değiştirebileceğine inanmayan öğretmen olarak öne çıkar. Erken dönem öğretmeninin karşısında köy ağası, gerici güçler veya maddi yoksunluk bulunurken Samet’in karşısındaki temel engel, kendi anlam kaybıdır.  

Yararlanılan Kaynak:  

Özge Çak (2020). Türk Sinemasında Öğretmen İmajı ve Öğretmenlik Mesleğinin Tarihsel Süreç İçerisinde Dönüşümü. Yüksek Lisans Tezi. Hacı Bayram Üniversitesi, Eğitim Enstitüsü. Ankara.