Toplumsal muhalefeti yeniden kurmak
Toplumsal muhalefetin günümüzde deneyimlediği kriz, yalnızca dönemsel bir siyasi tıkanıklık değil, katılım, temsil ve örgütlenme mekanizmalarının yapısal bir çöküşüdür. Dayanışma pratiklerinin yerini giderek daha fazla oranda kişi kültlerine ve sosyal medyanın anlık, geçici rüzgarlarına bıraktığını gözlemliyoruz. Siyasetin, toplumun kendi yaşam koşullarını şekillendirme pratiği olmaktan çıkıp, mevcut kurumların salt birer vitrin veya propaganda aygıtına dönüştüğü bir evredeyiz.
BÜROKRATİKLEŞME VE KABUKLAŞAN KURUMLAR
Başta sendikalar olmak üzere dayanışma temelli örgütlerin temel sorunun aşırı bürokratikleşme olduğu açıkça görülmektedir. Üyelerinin gündelik gerçekliğine yabancılaşan bu yapılar, ne yazık ki temsil ettikleri kitlelerin sorunlarını çözmekten ziyade, kendi iç dengelerini korumaya odaklanmış durumdalar. Sloganların ezberleştiği, iletişim araçlarının kitleleri örgütlemek yerine yalnızca görünürlük sağlamak için kullanıldığı bu "kabuklaşma" hali, sahici bir toplumsal değişimin önündeki en büyük engellerden biridir.
MEKÂNIN VE EMEĞİN SAVUNUSU
Kalıcı toplumsal hareketlerin ancak yaşamın ve üretimin kalbinde, yani iş yerlerinde, okullarda ve mahallelerde kök salabildiğini tartışmasız bir gerçektir. Emek süreçlerinin giderek esnekleştiği, güvencesizliğin derinleştiği ve kentsel mekânların rant eksenli politikalarla yeniden şekillendirildiği, ülkenin tümden büyük bir maden havzası haline getirildiği günümüz koşullarında, fabrika ile mahalle direnişlerini, çevre ve yaşam hakkına sahip çıkma temelli hareketleri birbirinden yalıtık okumak mümkün değildir. Emeklilerin, kadınların ve her şeyden önce geleceksizliğe mahkum edilmek istenen gençlerin öfkesinin ayrıca altını çizmek gerekir.
Siyasal iktidar, uluslararası sermaye için cazip bir yatırım iklimini (sıcak para akışı dahil) oluşturmak ve bu bağlamda iktidarını sürdürmek adına son derece organize ve merkezi bir irade sergilerken, emeğin çalışma ve yaşam koşullarını savunacak taban örgütlenmelerinin eksikliği, gelir adaletsizliğini daha da derinleştirmektedir. Yukarıdan aşağıya dikte edilen siyasal söylemlerin aksine, asıl dönüştürücü güç tabandan yukarıya inşa edilen yerel dayanışma ağlarında yatmaktadır.
KURUMSAL HAFIZA VE AKTARIM SORUNU
Türkiye'nin toplumsal tarihinde, madenci eylemlerinden metal işçilerinin mücadelelerine, kentsel yaşam alanı savunusundan ekoloji direnişlerine kadar son derece kıymetli yerel pratikler mevcuttur. Emeklilerin, kadınlar ve gençlerin mücadele isteği ortadadır. Ancak bu deneyimlerin en büyük zaafının "yalnız kalma" olduğu da ortadadır. Yerel başarılar genelleşememekte, gelip geçici eylemlilikler kalıcı meclislere veya komitelere evrilememektedir. Popülist yaklaşımların hızla yayıldığı bir zeminde, başarılı dayanışma modellerinin kurumsal bir hafızaya dönüştürülememesi ciddi bir organizasyonel krizdir.
SONUÇ YERİNE
Örgütlü emeğin zayıfladığı ve toplumun örgütsüzlüğe itildiği bu tablo, aşılamaz bir kader değildir. Temsiliyet krizini aşmanın yolu, hantallaşmış yapıların ötesine geçerek, kentsel mekanı ve üretim alanlarını merkeze alan, aşağıdan yukarıya inşa edilmiş yeni bir toplumsal katılım yapısı kurmaktan geçmektedir. Bu aşağıdan müdahale bürokratik merkezleri de dönüştürme potansiyeline işaret etmektedir. Geldiğimiz noktada temel mesele yalnızca siyasi bir söylem üretmek değildir. Toplumun yaşam koşullarını iyileştirecek dayanışma temelli sahici mekanizmaları, sağlam bir teorik zeminde ve kurumsal hafızayla yeniden inşa etmektir.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz