Toplumsal dönüşüm siyasetin kalıplarını zorluyor

Eylül Gümüşdağ 

Türkiye’de siyaset uzun süredir derin bir tıkanıklık yaşıyor. Bir yanda Saray rejiminin muhalefete yönelik baskı ve saldırıları, diğer yanda eş zamanlı yürütülen çözüm süreci tartışmaları siyasetin ana ekseni haline geldi. Halkın acil çözüm bekleyen ekonomik, sosyal ve demokratik sorunlarını kapsayacak bütünlüklü bir siyaset tarzı ise hâlâ tam anlamıyla gelişmiş değil. 

Son dönemde sıkça gündeme gelen "yeni siyaset" tartışmaları, mevcut kalıpların artık toplumsal taleplere dar geldiğini gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, Özgür Özel yönetimindeki YENİ Parti’nin delege sisteminde değişiklik yaparak il ve ilçe başkanlığı dâhil seçimleri tüm üyelerin katılımına açması olumlu bir adım olarak değerlendirilse de halkın siyaset sahnesinde karar alıcı bir özne olma isteği, herhangi bir partinin sınırlarına sığmayacak kadar gözle görülür bir halde. 

Bu anlamda yoksulluk, güvencesizlik ve hayat pahalılığı gibi toplumun temel sorunları karşısında hiçbir siyasî partinin halkın tamamını kapsayamadığı görülürken partilerin geleneksel anlamlarını yitirdiği bu tabloda, düzen siyasetinin iflas ettiği gerçeği de artık sokaklara inmiş durumda. 

Parti programlarının ve söylemlerin hala kimlik, etnisite ve kutuplaştırıcı kalıplara sıkışmaya devam etmesi ise toplumun değişen sosyolojisi karşısında temsil krizini de derinleştiriyor. 

TÜİK ve DİSK-AR verilerine de yansıyan toplumsal yapıdaki radikal dönüşümler, bu krizin nedenlerini ve çıkış yollarını anlamak için önemli ipuçları sunuyor. 

TOPLUMUN YÜZDE 70’İ İŞÇİLEŞTİ

Verilere göre, bugün Türkiye’de çalışan nüfusun %70’ten fazlası artık işçileşmiş durumda. Buna rağmen siyasetin dili hâlâ eski üretim ilişkilerine göre şekillenirken emek alanı da bilinçli bir şekilde örgütsüzleştirildi. Toplu İş Sözleşmesi (TİS) kapsamı %10’lara geriledi. Özel sektörde bu oran neredeyse sıfır seviyesine indi. 

Üniversite mezunu oranı da yüzde 26’lara çıkarken bu kitlenin önemli bölümü asgari ücret çıkmazına sürüklendi. Siyaset sahnesinde karşılığı aranan ‘Diplomalı güvencesizler’ gibi yeni seçmen profilleri oluştu. 

Ayrıca emekliler de açlık ve sefalet ücretlerine sürüklenirken kadınlar geleneksel olarak yürütülen ücretsiz aile işçiliğinden kentsel alanda güvencesiz iş gücüne geçti. Yerel ve genel siyasette de son seçim dönemlerinde de çok konuşulduğu gibi kreş, bakım hizmetleri ve eşit işe eşit ücret gibi talepler en acil gündem maddeleri haline geldi. 

Toplumun değişen bu koşulları karşısında Saray rejimi yarattığı çoklu kriz ortamı ise halkı yoksulluğun, güvencesizliğin ve geleceksizliğin kıskacı altına almış durumda. 

Yeni siyaset tartışmalarında da mevcut siyasi krizin ancak partilerin yukarıdan aşağıya kurgulanan bürokratik yapılarını tasfiye ederek, halkın doğrudan karar süreçlerine katıldığı, sınıf eksenli ve güvencesizliği merkeze alan gerçek bir anlayışla kurulacağı değerlendirmeleri öne çıkmaya başladı. 

Bulgu Araştırma kurucusu, Sosyolog Semih Turan ve Siyaset Bilimci Ayşen Uysal toplum yapısındaki bu dönüşümle beraber gündemde yer alan yeni siyaset tartışmalarını değerlendirdi. 

ÖNCE BU REJİMDEN ÇIKILMALI

Turan şöyle konuştu: “Bu sistemin dayattığı 50+1 zorunluluğu içi boş, omurgası olmayan, tek derdi siyasi ajandalar olan ittifaklar sistemini yaşama geçirdi. Bu sistem ve getirdiği rejim krizi nedeni ile siyaset, halka bu iklimden çıkışı sunamayan alternatifsiz bir hal alarak çok uzun zamandır sıkışmış durumdadır. 

Sosyolojide “sosyal anomali” olarak tanımlanan; sorunların toplumsal yaşamın sadece bir örüntüsünde değil hemen hemen her alanda derinleşmesine, değerlerin yok olmasına, yolun sonunun kuralsızlığa, yıpranmaya ve çöküşe çıkmasına;  sonrasında bireyin güven duygusunu kaybetmesine ve sonuçta yabancılaşmasına neden olan güncel durumda siyaset halkı sahipsiz bırakmamalıdır. 

Siyaset, dış ve iç göç politikaları, sağlığı ve eğitimi metalaştıran sistem, suça karışan çocuk sayısındaki artış oranları, suç çeteleri, yasa dışı bahis, uyuşturucu kullanımının geldiği nokta, ekonomik suçların atışı, beslenme sorunundan dolayı yeniden hortlayan çocuklarda bodurluk; hukuk ve demokrasi gibi endekslerin son durumu ve benzeri sorunlara çözüm üretebilme iddiasını taşımalıdır. 

SIKIŞMIŞ SİYASETTEN ÇIKMANIN YEGÂNE YOLU

Sorunların çözümü için vaatlerini yaşama geçirebilecek liyakatli kadroların varlığı ve gereken güveni sağlayacak yol haritalarının halkla paylaşılması da süreç kadar önemlidir. Oysaki seçmen her zamankinden daha fazla değişim isteği taşımakta. Toplumun üçte ikisi bir an önce iktidar değişiminin şart olduğunu dile getirmekte ancak bu değişim iradesine yanıt olabilecek, güvenebileceği, hep beraber arkasından gideceği muhalefet seçeneğini henüz tam olarak görememektedir. Burada muhalefete düşen görev, dağınık ve güven vermeyen görüntüyü, kararlı ve birleşik bir muhalefet bloğuna dönüştürmektir. Siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar olan siyasi partiler ve bununla yetinmeyerek, hak arama örgütleri, meslek odaları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, kadın hareketi, gençlik hareketi ve benzeri toplumsal muhalefet bileşenlerinin kendilerini ifade edebileceği platformlar ile sahada, sokakta olmak bu sıkışmış siyasetten çıkmanın yegane yoludur.” 

BU YERLEŞİK YAPININ DIŞINA ÇIKILMALI

Siyaset Bilimci PROF. DR. Ayşen Uysal ise temsili demokrasinin oluşturduğu hantal yapının yeni siyaset arayışları karşısında önemli bir engel olduğunu söyledi. 

Tek tek partilerin ya da bazı grupların bu konudaki olası iyi niyetli girişimlerinin hayat bulmasını, en nihayetinde bu yerleşik yapı içinde siyaset yaptıkları için zor olduğunu dile getiren Uysal, şu ifadelere yer verdi: 

“Temsili demokrasi modeli siyasal elitleri ortaya çıkardı. Bu elitler siyaset için ve siyaset sayesinde yaşamlarını sürdürdüklerinden ötürü siyaset profesyonelleşti, yani çoğu siyasetçi için bir meslek haline geldi. Daha açık ifade etmek gerekirse, temsilciler siyasete birtakım bilgi ve yeteneklerini vakfederken, aynı zamanda bu “işten” ciddi bir gelir elde ettiler. Her ne kadar onlara özgü olmasa da butlan yönetimine getirilen bir dizi eleştiri tam da bu meseleden kaynağını alıyor. CHP’nin butlan yönetiminde, on yıllardır partide görev almış, bilmem kaç dönemdir milletvekilliği yapmış “meslek erbapları” eleştirilerin hedefi haline geldi. Bu durum siyasetin hep aynı kişilerce yapılması kısırdöngüsünü de ortaya çıkarıyor. Eldeki malzeme bu dercesine. Dönüp dolaşıp aynı isimleri görüyorsunuz. 

Bu sistemi sadece delege sistemini ortadan kaldırıp üyelere genişleterek çözemezsiniz. Eğer anlayışı değiştiremezseniz “delege ağalığı” gider, yerine “üye ağalığı” gelir. Şüphesiz böyle bir yapısal dönüşüm üyeleri mobilize etme açısından önemlidir, ancak siz geniş kesimlerin siyasette söz sahibi olmasını sağlayamazsanız, belli kaynaklara sahip olanlar önceden delege üzerinde kurdukları hâkimiyeti, yeni durumda üyeler üzerinde kurarlar. Zira, mevcut yapıda etkili olan ekonomik ve sosyal ağlar, etkilerini üyelik sistemi üzerinde de inşa ederler. Bu meselenin bir yönü. 

SİYASİ ELİTLERDEN KURTULMAK GEREKLİ

Diğer yönü ise, ekonomik boyutu. Türkiye’de vekillik en cazip mesleklerden biri. Bir defa TBMM’ye seçildiğinizde, ömür boyu avantajlarından faydalanıyorsunuz. Seçmenin ezici çoğunluğunun alamadığı maaşları almanız bir yana, emeklinin sefalet içinde yaşadığı bir ülkede “kıyak” emeklilikten yararlanıyorsunuz. Kamu hastanelerinde eziyet çeken bir halkın karşısında özel hastanelerde ayrıcalıklı bakılıyorsunuz. Vize eziyeti çeken seçmen karşısında ayrıcalıklı bir pasaporttan ömür boyu yararlanıyorsunuz… Şimdi böyle bir sistemde siyasal elitler seçmenin sorunlarını ne kadar anlayabilir ve onlara çözüm arayışına girebilir. Bir de unutmayalım ki bu ülke ayrıcalıkları seven bir kültüre sahip. Siyasal elitler de bu ayrımı ortadan kaldırmak istemez, iktidarlarını bu ayrıcalıklar üzerine inşa etmek ister. 

AYRI DÜNYALAR BİRLEŞTİRİLMELİ

Özetle, siyasal elitlerle seçmenler arasında sistemsel bir kopukluk mevcut. Bu ayrışmış yapıda, ülkede istediği kadar sosyolojik bir dönüşüm olsun, tabandaki dönüşüm “yukarıyı” dönüştüremez. Siyasal elitler, çoğu zaman görünürde kalan politik ayrılıklarını “siyasal sınıflarının” ortak çıkarları için kolaylıkla feda edebilirler. Dolayısıyla da ayrı dünyaları birleştirmeden “yeni bir siyaseti” inşa etmek oldukça zor görünüyor.