İstihdam artmıyor ama işsizlik dipte!
İktidar mensupları ile iktidara yakın gazetelerde bir bayram havası var. Resmi işsizlik oranı 2026-II. çeyreğinde yüzde 7,9'a gerilemiş. Hem Maliye hem de Çalışma Bakanı tabloyu büyük bir başarı olarak paylaştılar. Bu oran TÜİK’in karşılaştırılabilir veri yayımladığı 2005'ten bu yana en düşük seviye. Bu veri ekonomi yönetiminin büyük bir başarısı olarak gösteriliyor.
Ama büyük bir tuhaflık var. İşsizlik dibi görürken istihdam edilen kişi sayısı 2024 yılının ilk çeyreğine göre artmadı, hatta geriledi. Mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre 2024’ün ilk çeyreğinde 32 milyon 535 bin olan istihdam 2026-II. çeyreğinde 32 milyon 479 bine gerilemiş. İki yılı aşkın süredir istihdam artışı bir yana, istihdamda düşüş yaşanıyor.
Oysa aynı dönemde çalışma çağındaki (15 yaş üstü) nüfus artmaya devam etmiş. 1 milyon 159 bin kişi artarak 65 milyon 763 binden 66 milyon 922 bine yükselmiş. Normal şartlarda bu ikisi birlikte olmaz: Bir ekonomide istihdam artmıyorsa ve nüfus büyüyorsa, işsizliğin de artması beklenir. Ama tuhaf olan oldu. İstihdam artmadı tersine azaldı, çalışma çağındaki nüfus büyüdü ama işsizlik de düştü.
TÜİK’e güvensizlik had safhada olduğu için kamuoyunda haklı olarak şu soruluyor: Bu bir veri mucizesi mi, yani TÜİK hokus pokus mu, veri fabrikasyonu mu yapıyor? Yoksa bu yaman çelişkinin arkasında açıklanabilir bir iktisadi ve sosyal gerçek mi var?
Sanıldığının aksine bu ne bir veri mucizesi ne de veri fabrikasyonu. TÜİK’i pek çok konuda eleştirmek mümkün, ama resmi işsizliğin düşüşü bir veri fabrikasyonu değil. Bu, teknik bir mesele; veri tahrifatı meselesi değil. TÜİK’in işgücü piyasası verileri kendi içinde tutarlı ve teknik olarak açıklanabilir görünüyor. Elbette işgücü verilerinin ankete dayalı olduğunu gözden uzak tutmamak lazım.
Ancak işgücü piyasasında alışık olunmayan bu görünümün sırrı geniş tanımlı işsizlikte yatıyor. Resmi (manşet) işsizlik yüzde 7,9 ile dip yaparken geniş tanımlı işsizlik yüzde 29,9 oldu. Asıl sebep işgücünden çekilme denen, iş aramaktan vazgeçen ve ümidi kırılan insanların sayısındaki hızlı artıştır. Bu olgu resmi işsizlik oranını yapay biçimde aşağı çekiyor. Aslında ortada bir işgücü piyasası illüzyonu var diyebiliriz.
İŞSİZLİK BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI
İşgücü piyasalarındaki bu illüzyonu anlamak için farklı işsizlik türlerine bakmak lazım. İşsizliği aslında bir buzdağına benzetebiliriz. Bunun görünen (açık, manşet) kısmı var bir de ilk anda görünmeyen kısımlar var. Önce görünen kısımdan (resmi, manşet işsizlik) başlayalım.
Resmi (manşet) işsizlik oranı şöyle hesaplanır: Son dört hafta içinde iş arayıp bulamayan kişi sayısı, işgücüne (çalışanlar + iş arayanlar) bölünür. Kritik nokta şu: İş aramaktan tamamen vazgeçen biri artık "işsiz" olarak sayılmaz çünkü işgücünden çıkmış olur. Öte yandan, son dört hafta içinde değil de daha önce iş aramışsanız, yine işgücünden çıkmış sayılırsınız.
Bunu eğitimden bir benzetmeyle anlatayım: Bir sınava girenlerin başarı oranını ölçtüğünüzü düşünün. Sınava hiç girmeyenler bu hesaba dahil edilmez. Sınava girmeyen ve sınavdan cayan öğrenci sayısı arttıkça, sınava girenler arasındaki başarı oranı yükselebilir. Ancak bu durum sınıfın gerçekten daha başarılı hâle geldiği anlamına gelmez.
İşgücü piyasasında da aynı şey oluyor: İş bulamayacağını düşünüp aramayı bırakan bir kişi, istatistiksel olarak artık "işsiz" değildir. Bu kişi işe girmiş değildir, sadece sayımın dışına çıkmıştır. Sonuç olarak istihdamda hiçbir gerçek iyileşme olmasa, hatta gerileme olsa bile, resmi işsizlik oranı yapay olarak düşebilir. Burada bir veri manipülasyonu yok.
BUZDAĞININ GÖRÜNMEYEN KISMI: GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK
TÜİK, 2021’den bu yana dar tanımlı (resmi) işsizlik oranının yanında, işgücü piyasasındaki gerçek durumu daha iyi yansıtan geniş bir gösterge de yayımlıyor: Atıl işgücü oranı. Buna günlük kullanımda “geniş tanımlı işsizlik oranı” da diyoruz. TÜİK geçmişte geniş tanımlı işsizlik verisi yayımlamazdı. Ancak bu yöndeki yoğun eleştiriler nedeniyle 2021’den bu yana yayımlıyor. TÜİK’in farklı işsizlik hesaplamalarına birlikte bakıldığında buzdağının tümünü görmek mümkün. Buzdağının görünen kısmı dar tanımlı resmi işsizliktir. Resmi işsizler dışında kalanlar buzdağının görünmeyen kısmıdır.
Geniş tanımlı işsizlik oranı üç grubu birlikte sayıyor: Resmi işsizler, tam zamanlı çalışmak isteyip çalışamayanlar (zamana bağlı eksik istihdam) ve iş aramaktan vazgeçmiş ama çalışmaya hazır olanlar (potansiyel işgücü). İki göstergeyi yan yana koyduğumuzda tablo netleşiyor. 2024 I. çeyreğinde yüzde 8,8 olan resmi işsizlik oranı, istihdam oranı yüzde 49,5’ten yüzde 48,5’e düşmesine rağmen yüzde 7,9’a gerilemiş durumda. Oysa aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı 24,4’ten 29,9’a çıkmış. İş bulma ümidi olmayan işsizler ve zamana bağlı eksik istihdam oranındaki artış ise çok dikkat çekici.
2024'ün başından bu yana resmi işsizlik oranı yaklaşık 1 puan gerilerken, geniş tanımlı işsizlik 5,5 puan yükselmiş. Yani iki gösterge tam ters yönde hareket ediyor. Bu, resmi işsizlik oranının artık işgücü piyasasındaki gerçek durumu giderek daha az yansıttığının açık kanıtıdır. 2026 II. çeyreğinde 2 milyon 799 bin resmi işsiz varken, geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü) 12 milyon 129 bin. Fark 9 milyon 330 bin. İşte bu mızrak çuvala sığmaz.

İŞGÜCÜNDEN KİM ÇEKİLİYOR?
TÜİK'in "işgücüne dahil olmama nedenleri" verisi, işgücünden çekilmenin nereden geldiğini gösteriyor. Potansiyel işgücü olarak adlandırılan çalışmaya hazır olduğu hâlde iş aramayanlar ile ümidi kırılan işsizler 2021 başında 3,7 milyon kişiyken yüzde 40 artışla 2026 ortasında 5,2 milyon kişiye çıkmış. Bunun alt kalemlerine baktığımızda ne görüyoruz?
En çarpıcısı iş bulma ümidi olmayanlar, bunlara “cesareti kırılmışlar” da diyoruz. Sayıları 2021 başında 1,7 milyonmuş. Yüzde 46 artışla 2,5 milyona çıkmışlar. Neredeyse resmi işsiz sayısı kadar iş bulma ümidi olmayan kişi var.
Çalışmaya hazır olup iş aramayanlar ise yüzde 35 artışla 1,9 milyondan 2,6 milyona çıkmış. Bu kişiler işsiz sayılmıyor, çünkü aramıyorlar ama işleri de yok. Sistem onları görünmez kılıyor.
ZAMANA BAĞLI EKSİK İSTİHDAM 8 KAT ARTTI
İşsizliğin bir başka boyutu da işi olan ama daha çok çalışmak isteyenlerin durumudur. Zamana bağlı eksik istihdam, mevcut çalışma süresini yetersiz bulan ve daha fazla çalışmaya hazır olan kişileri kapsıyor. Bu grubun önemli bir bölümünü kendi isteği dışında kısa süreli çalışanlar oluşturuyor. Bunlar kendi tercihleri dışında kısmi süreli çalışıyor ve iş bulurlarsa daha uzun süre çalışmak istiyorlar. Zamana bağlı eksik istihdam oranı da hızla artıyor. 2014-2019 arası ortalama yüzde 1,4 olan zamana bağlı eksik istihdam oranı 2026 II. çeyreğinde yüzde 11,4 olmuş.
Zamana bağlı eksik istihdam 2014-2019 ortalamasına göre yaklaşık 8 kat artmış. Kişi sayısı olarak kabaca 430 binden 4 milyona çıkarak yaklaşık 9 katlık bir sıçrama söz konusu. Bunun anlamı şu: İstihdam edilen kişi sayısı yerinde saysa bile, bu istihdamın giderek daha büyük bir kısmı isteğe bağlı olmayan, az saatli/kısmi çalışma biçiminde. Aslında daha uzun süre çalışmak isteyen insanlar daha uzun süreli iş bulamıyor. Bu da geniş tanımlı işsizliğin bir parçası.
Zamana bağlı eksik istihdamın bu denli artmasının önemli bir nedeni, kısmi süreli/az süreli çalışanların geçim sıkıntısı nedeniyle daha fazla çalışma istemesi olabilir.
ARTMAYAN-AZALAN İSTİHDAM
İstihdam edilen kişi sayısı 2024 yılının son çeyreğinde 32 milyon 696 bin ile tarihî zirvesini yapmıştı. O tarihten 2026 ortasına kadar (6 çeyrek, yaklaşık 1,5 yıl) istihdam 217 bin kişi gerilemiş. Buna karşılık 15 yaş üstü nüfus aynı dönemde 834 bin kişi artmaya devam etmiş. Sonuç olarak işgücü 493 bin kişi, istihdam 217 bin kişi geriledi. İşgücüne dahil olmayan nüfus ise 1 milyon 327 bin kişi arttı. Uzun vadede (2005'ten bu yana) istihdam sürekli büyümüş olsa da (21 yılda +13,2 milyon kişi), bu büyüme son bir buçuk yıldır durmuş durumda. Özel bir dönem olan pandemi dışında serinin en uzun soluklu durgunluk dönemini yaşıyoruz. 2024-I çeyreğinden 2026-II çeyreğine kadar istihdam net olarak artmadı. İstihdam 2024-IV çeyreğinde zirve yaptıktan sonra ise yaklaşık bir buçuk yıldır geriliyor. Ama işsizlik düşüyor. Ne âlâ memleket!
Kadınlar açısından durum daha da vahim. Kadınlarda işgücüne katılma oranı 2024 başında %37,0 ile zirve yapmış, 2026 ortasında %35,3'e gerilemişti. Erkeklerde ise zirve daha önce, 2018'de (%73,0) yaşanmış ve şu an %70,6. 2024 sonundaki zirveden bu yana kadın istihdamı 130 bin kişi, erkek istihdamı 87 bin kişi gerilemiş durumda. Resmi kadın işsizlik oranı (%10,3) erkek işsizlik oranından (%6,7) belirgin biçimde yüksek. Kadınların işgücünden çekilme hızı da erkeklerden daha fazla. Bu veriler, son dönemdeki istihdam gerilemesinin kadınlar üzerinde daha ağır bir etkisi olduğuna işaret ediyor.
VERİ MANİPÜLASYONU DEĞİL BAŞARISIZ POLİTİKA!
Kamuoyunda TÜİK verilerine yönelik çeşitli eleştiriler var: İstihdam artmıyor, nüfus artıyor, ama işsizlik düşüyor. Bu iddianın ampirik kısmı doğru. Ama açıklaması sahtekârlık değil, bu durum TÜİK'e özgü bir tuhaflık da değil. Yukarıda anlatılan işgücünden çekilme mekanizması işin özü. Bu işin sorumlusu TÜİK değil, izlenen ekonomi politikasıdır. Türkiye’nin ekonomi politikası istihdam üretmekte başarısızdır.
TÜİK verisi kendi içinde tutarlı görünüyor. Sorun teknik değil, siyasi. Kamuoyunda "mucize" görünen şey aslında ölçülebilir, bilinen bir istatistiksel mekanizma. Doğru veriye bakmak ve doğru sorular sormak işgücü piyasalarındaki gerçek durumu ortaya koyuyor.
Özetle istihdam 2024 sonunda zirve yaptı, o zamandan beri artmıyor. Nüfus artmaya devam ediyor, işgücü ve istihdam geriliyor. Resmi işsizlik oranı bu tabloya rağmen düşüyor. Çünkü giderek daha fazla insan iş aramaktan vazgeçiyor.
Geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü oranı) resmi oranın tam tersi yönde, hızla yükseliyor. Çalışanların önemli bir kısmı da yeterince çalışamıyor — zamana bağlı eksik istihdam 5 yılda 8 kat arttı. Kadın istihdamı bu süreçten daha olumsuz etkileniyor.
Tüm bu tablo bir veri manipülasyonu değil aslında ekonomi politikasının başarısızlığı. Sorumluluk TÜİK’in uzmanlarında değil ekonomi yönetiminde dahası hükümetin ekonomi politikasındadır. Konu teknik değil siyasidir. İzlenen ekonomi politikasının iflasıdır.
2024-I çeyreğinden 2026-I çeyreğine kadar Türkiye ekonomisi, reel ve mevsim-takvim etkilerinden arındırılmış GSYH verilerine göre yaklaşık yüzde 5,9 büyüdü. 2026-II çeyrek verisi henüz açıklanmadığı için bu dönem için kesin bir hesap yapmak mümkün değil. Ancak 2024-I ile 2026-I arasındaki yaklaşık yüzde 6’lık büyümenin istihdama kayda değer bir katkı sağlamadığı açık. Asıl sorgulanması gereken de budur.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz