Haziran Deneyiminin Dersleri

Birleşik mücadele imkânlarına ilişkin tartışma ve arayışlar doğal olarak Birleşik Haziran Hareketi deneyimini de yeniden gündeme taşıyor. Haziran Hareketi, AKP’li yıllardaki en etkili ve birleşik toplumsal mücadele zemini olarak, kuşkusuz ki böyle bir değerlendirmeye hak ediyor.  

Hatırlanacağı üzere Birleşik Haziran Hareketi, Gezi sonrasında Türkiye’sinde AKP’nin başkanlık sistemine geçiş yönündeki eğilimlerinin belirginleştiği koşullarda ortaya çıkmıştı. Haziran Hareketi’nin evvelinde Birleşik Muhalefet Hareketi yaratma yolunda, ülke çapına yayılarak gelişen önemli bir zemin oluşmuştu. Bu birikim sonrasında farklı siyasal kesimlerin de katılımı ile gerçekleşen Vişnelik toplantılarının ardından, kendisini Birleşik Haziran Hareketi’ne dönüştürmüştü.  

Haziran Hareketi çıkış bildirisinde de net olarak ortaya koyduğu üzere, ülkenin siyasal İslamcı faşizme sürüklenme tehlikesine karşı ortak bir barikat kurmayı ön plana alarak yola çıkmıştı. Haziran Hareketi’nin Forum’larla başlayarak, Meclisler üzerinden kendisini örgütleme yönelimi, kapsayıcı ve etkili bir halk muhalefet odağı yaratmanın zemini oluşturdu. Haziran Hareketi, 2015’teki ilk çıkışı 13 Şubat’ta “Bilimsel ve Laik Eğitim Boykotu” ile gerçekleşmişti. Boykot Haziran Hareketi’nin kitlesel ve yaygın gücüyle birlikte, tüm toplumsal muhalefetin de ortak eylemine dönüştüğü oranda, son yılların en etkili eylemine dönüşmüştü.  

Haziran’ın bu toplumsal kapasitesinde ilk kırılma, 2015 Haziran seçimleri etrafındaki tartışmalarla yaşandı. Bu süreçte Haziran Hareketi’nin bütünlüğünün korunması başarılamadı. Haziran Hareketi’nin içinden farklı grupların Haziran Meclisleri’ndeki yaygın tartışmalarla belirlenen ortak görüşü kabul etmeyerek, Haziran bütünlüğünden farklı tutumlar almaları ilk bölünme olarak gerçekleşti. Buna karşın Haziran Hareketi, Türkiye’nin her yanında bombaların patladığı, 10 Ekim katliamlarından geçilerek yaratılan iç savaş ortamlarında, mücadelesini sürdürebildi. 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL altında gerçekleştirilen Başkanlık Referandumu’nda hayır mücadelesinin en önemli toplumsal taşıyıcısı da Haziran Hareketi oldu. Haziran Hareketi, hileli referanduma karşı da “Hayır Biz Kazandık” eylemleriyle direnmeye çalıştıysa da, ana muhalefet partisinin liderinin de teslim olduğu koşullarda, bunu engelleyecek bir güç oluşturamadı.  

Haziran Hareketi’nin son büyük kırılması ise referandumu takip eden seçimlerde yaşandı. Bu süreçte Haziran Hareketi faklı siyasal-toplumsal kesimlerle birlikte, bir Cumhurbaşkanı adayı da çıkararak, alternatif bir direnme gücü yaratılması için çalıştı. Bu öneri hem Haziran Hareketi’nin içinden hem de solun farklı kesimleri tarafından kabul görmedi. Bunun yerine HDP’nin imkânlarından da yararlanmayı ve parlamentoya katılmayı ön plana alan faydacı yaklaşımların sonucunda Haziran Hareketi bir dağılma sürecine girdi. Haziran Hareketi kendi iddiaları etrafında sürdürme iradesi olanların da bu anaforu ortadan kaldıracak bir önderlik geliştiremediği oranda dağılmanın önüne geçilemedi. 

Haziran Hareketi bu anlamda bir yanıyla Meclis’lerinde farklı siyasal parti ve eğilimlerden insanların ortak muhalefet hareketi olarak gelişti. Ancak Haziran’ın giderek siyasetler arasındaki bir mutabakat örgütüne dönüşmesi, onun yönetim mekanizmalarının -Meclis ve tabanından kopuk-  bir siyaset temsili etrafında örgütlenmesi ise hareketinin dağılmasına neden olan en büyük olumsuzluğu oldu.  

Haziran Hareketi, bütün bu olumlu ve olumsuz deneyimleriyle, bugünün mücadeleleri için bir ders olarak ortada duruyor.