'Evet-Hayır'a sıkışan çözüm

Çerçeve Yasa TBMM'de görüşülerek kabul edildi. Bu yasal düzenleme iktidar ve DEM Parti tarafından Terörsüz Türkiye ya da Çözüm Süreci'nin 'çerçevesi' veya 'kökü' kabul edildi. Her iki taraf da dün alınan kararı biten değil devam edecek bir süreç olarak değerlendirdi. Yani 'işin başındayız' dediler. Devam edeceği noktasında anlaşmakla birlikte nasıl devam edeceği konusunda farklı cümleler kurdular. Neredeyse iki farklı yol tarif ediliyor.

MUHATAP KİM?

Yaklaşık iki yıl önce başlayıp çeşitli etaplardan geçerek dün Meclis'e gelen sürecin gerçek sahibi kim? Bu sürecin muhatapları konunun ne kadar içinde? İktidar için bu süreç ne ifade ediyor, Kürt siyaseti için ne ifade ediyor? Türkiye halkları neden sürecin dışında tutuluyor? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Ama neredeyse hepsinin tek bir yanıtı var: Saray bu süreçten çözüm değil, iktidar istiyor ve bu soruların hepsi onlar için anlamsız.

İktidar daha sürecin başında, Kürt sorununun ülkenin demokrasi meselesi olduğunu inkâr ederek başladı. Onlar için esas mesele terör meselesiydi ve onun çözülmesi gerekliydi. Bu yüzden tüm aşamalar dört beş ismin istişaresiyle yürütüldü. Bu isimler karar alma mekanizması içinde yer aldı. Bir tarafta Erdoğan-Bahçeli, diğer tarafta Öcalan'ın olduğu bir zeminde ilerledi.

Ülkede kurulan masanın paralelinde ilerletilen Ortadoğu ve ABD ayağı da sürecin dış aktörü oldu. Suriye ve Irak'ta eş zamanlı yaşanan gelişmelerin sürecin ilerleyişinde etkisi olmasının nedeni de budur. O yüzden Colani ile Abdi'nin görüşmesi İmralı ziyareti kadar yakından takip edildi. Meclis'ten ve toplumdan kaçırılarak ilerletilen süreci en çok bilenin ABD elçisi olması tam da bu nedenle tesadüf değil.

SÜRECE KARŞI OLMAK

Ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, her kesimin farklı tanımladığı ama rotasını iktidarın belirlediği süreç, dün itibarıyla muhalefetin ne oy vereceğine dayandı. Bu kadar önemli bir konuya dair konuşan kim varsa 'evet ya da hayır' parantezi içine alındı. Mesele o kadar ileriye taşındı ki YENİ Parti'nin ne oy vereceği düzenlemenin içeriğinden daha çok konuşuldu.

Meclis'ten geçen “af” kararı önemli ve pozitif bir gelişme. Ama son derece özensiz hazırlanan, nasıl ilerleyeceği belli olmayan düzenlemenin yıllardır Türkiye'nin ana gündemi olan Kürt sorununun çözümünün tek yolu olarak sunulması da fazla iddialı.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki meseleyi halktan, halkın taleplerinden kopararak teknik bir noktaya indirgeyen zihniyet, değil Kürt sorununu hiçbir sorunu çözemez, nitekim çözemedi.

ASIL HEDEF BELLİ

İki yıldır Saray rejimi tutarlı bir şekilde süreci yönetiyor. Bahçeli'nin startıyla başlatılan süreç içinde iktidar, önceden belirlediği iki üç başlık etrafında bir siyaset organize etti:

ABD eliyle Ortadoğu'da yeniden inşa edilen düzene uyumlu bir iç cephe olmalı. Rejimin yeni yüzü Ortadoğu'da hedeflenen sisteme uygun hâle getirilmeli.

Muhalefet güçleri bölünmeli, Kürt siyaseti en kötü ihtimalle tarafsız noktaya itilmeli.

Kürt sorununun çözümü değil, silahsızlanma başat olarak ele alınmalı.

Sürecin rotası demokratik taleplerle kesişmemeli.

Dün Meclis'te yaşanan oylama dâhil her gelişme bu temel yaklaşıma güç verecek şekilde tasarlandı. Bugüne kadar da bunda başarılı olduğu açık. İktidar şimdi ikinci faza geçmeyi planlıyor. Yeni süreçte temel hedef olarak belirlenen 'bir kez daha seçimi kazanacak koşulları oluşturma' çabası daha da belirgin bir hâl alacak. Çok açık ki “af” için oluşturulan onca kurul boşa değil. Her bir adım böyle bir pazarlığın kozu olarak kullanılacak.

Sonuç olarak, Kürt sorunu gibi Cumhuriyet tarihinin en köklü meselesini, Saray’ın iktidarını uzatma stratejilerine veya Meclis koridorlarındaki sığ bir "evet-hayır" denklemine hapsetmek, ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir kötülük olur. Kalıcı barış, kapalı kapılar ardındaki gizli pazarlıklarla değil, şeffaf, tüm toplumu kapsayan ve demokratikleşmeyi merkeze alan samimi bir iradeyle mümkündür. Toplumsal barış ancak halkın sürece doğrudan katılımı ve ortak aklın inşasıyla sağlanabilir. Eğer bu başlıklarda anlaşılıyorsa son bir madde daha eklenebilir:

Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel Saray rejimidir. O nedenle Kürt sorununun demokratik çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi, Saray rejimiyle mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak kavranmalıdır. Aksi durum Trump'ın çizdiği istikamette Saray rejiminin kendini tahkim etmesinden başka bir sonuç doğurmaz.