Emperyalizm yükünü paktlara devrediyor

İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizmi hâkimiyetinde inşa edilen küresel sistem, ABD ile Çin arasında değişen güç dengeleri nedeniyle kurulduğu 1950’lerden bu yana en büyük meydan okumayla karşı karşıya. Batı’nın on yıllardır çifte standardıyla karakterize olan kurallara dayalı düzeni sona ererken bu ikiyüzlülüğü artık saklama ihtiyacı duymayan ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan hegemonyasını eski usul bir Batı emperyalizmiyle tekrar inşa ediyor.

Trump yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisiyle ABD, Batı Yarımküre’ye odaklanırken diğer bölgelerde sorumluluğu, merkezinde hâlâ kendisinin olduğu “yerel ortaklara” bırakıyor.

Bu yaklaşım, NATO’da Avrupa’nın yükünü artırmaktan Asya-Pasifik’teki AUKUS’a, Batı Yarımküre’deki “Amerikalar Kalkanı’ndan” Ortadoğu’daki yeni savunma anlaşmalarına kadar kimi eski ittifaklara yeni görevlerin yüklendiği, kimisi de yeni bölgesel birlikteliklerin kurulduğu bir tabloyu ortaya çıkarıyor.

KÜRESEL JANDARMALIĞA SON

Trump yönetiminin Kasım 2025’te yayımladığı “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi”, Soğuk Savaş’tan bu yana Amerikan dış politikasını domine eden “küresel liderlik” ve “liberal düzenin koruyuculuğu” anlayışının sona erdiğinin resmi ilanı oldu.

Belgenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, ABD’nin dış politika önceliklerindeki coğrafi kayma. Strateji belgesinde, Ortadoğu ve Avrupa’daki “sonsuz savaşlar” ve “ulus inşası” projelerinin ABD’nin kaynaklarını tükettiği vurgulanırken Monroe Doktrini’nin “Trump Eklentisi” ile yeniden yürürlüğe konduğu ilan edildi.

ABD’nin özellikle İsrail eksenli dış politikasının merkezinde yer alan Ortadoğu, yeni stratejide hayati öncelik statüsünden çıkarıldı. Başta Suudi petrolü olmak üzere enerji bağımsızlığını tesis eden ABD’nin bölgeye olan bağımlılığı sona erdiği ilan edilirken bölgeden tamamen çekilmese de Washington, bölgedeki askeri varlığını minimuma indirerek “yükü bölge ülkelerine devretme” stratejisini benimsedi.

Belgede bölgesel barışın “ulus inşası” veya “demokrasi ihracı” ile değil, ekonomik ortaklıklar ve başta Abraham Anlaşmaları olmak üzere İsrail-Arap normalleşmesi üzerinden sağlanacağı ifade ediliyor.

MEKKE PAKTI: KİMİ SAVUNACAK?

ABD’nin bu yaklaşımının en güncel adımı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” oldu. Türkiye’yi Ortadoğu ve Güney Asya’da savaşlara sürükleme riski taşıyan bu anlaşmanın en dikkat çeken yanı, NATO’nun 5’inci maddesine benzer şekilde “üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesi.”

İran savaşının gölgesinde yapılan anlaşmadaki somut yükümlülükler henüz kamuoyuna açılmasa da imzalar atıldıktan iki gün sonra Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husiler tarafından hedef alınması, Türkiye’yi İran’la, hatta Hindistan’la karşı karşıya getirme riskini gündeme getirdi.

Tahran, Mekke Anlaşması’ndan endişe etmediklerini, aksine bu ortaklığın “ABD’ye yönelik değişen algının göstergesi” olduğunu savunsa da gerçeklik bundan biraz daha farklı olabilir.

ABD ve İsrail karşısında İran’ın teslim olmaması, Hürmüz Boğazı’nın küresel etkileri ve Husilerin Kızıldeniz’de artan baskısı, İsrail’in güvenliğini her zaman merkeze alan ABD’nin askeri gücünü azaltmayı planladığı Ortadoğu’da böyle bir dönemde kurulan askeri ittifakın “ortak savunma” ve “caydırıcılık” ilkesinin kimin çıkarına kurulduğunu sorgulatıyor.

RİYAD'IN ÇOKULUSLU GÜCÜ

Ayrıca Suudi Arabistan’ın liderliğinde 30 Temmuz 2026’da imzalanan “Çokuluslu Deniz Savunma İttifakı” da dikkat çekiyor. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Pakistan, Ürdün, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Sudan, Cibuti, Somali, Yemen, Bangladeş ve Nijerya’nın imzaladığı yapı Kızıldeniz, Babülmendeb ve Hürmüz Boğazı’nda deniz yollarını korumayı hedefliyor.

NATO'NUN YÜKÜNÜ AVRUPA'YA DEVREDİYOR

Trump yönetimi 1949’dan beri var olan NATO’da ise Avrupa’nın “kendi konvansiyonel savunmasından birincil sorumluluğu üstlenmesini” dayatıyor. NATO müttefikleri için daha önce %2 olan savunma harcaması hedefini %5’e çıkarırken Avrupa ve Kanada, giderek hızlanan bir silahlanma yarışında. ABD nükleer caydırıcılığı ve sınırlı destek sağlarken, Avrupa’nın savunma harcamalarını artırması, Ukrayna’da liderlik etmesi ve operasyonel komutanlıklarda ağırlığın Avrupa’ya kayması teşvik ediliyor.

TÜRKİYE İKİ CEPHE ARASINDA

Her geçen gün şiddetlenen Ukrayna Savaşı üstüne ABD’nin Avrupa güvenliğinden çekilme isteğiyle birlikte Türkiye’ye, Ortadoğu’daki ittifakların yanı sıra NATO’nun doğu kanadında da yeni görevler veriliyor. Tüm bu görevlere razı bir görüntü çizen iktidar, dördüncü yılını geride bırakan Ukrayna Savaşı’nda başlardaki dengeli tutumunu terk ederken Karadeniz cephesinde Rusya ile karşı karşıya gelme riski de artıyor.

ARKA BAHÇEDE İTTİFAK BÜYÜYOR

Trump yönetiminin Monroe Doktrini’ne ek “Trump düzeltmesi” çerçevesinde 7 Mart 2026’da Miami’de ilan ettiği “Shield of the Americas” (Amerikalar) ittifakı ise doğrudan tekrar “arka bahçe” haline getirmek istediği Latin Amerika’ya odaklanıyor. Kıta da Trump’ın ideolojik çizgisine yakın sağcı liderler birbiri ardına iktidara gelirken Arjantin, Ekvador, El Salvador, Honduras, Panama, Paraguay ve son olarak Kolombiya’nın katıldığı askeri ve siyasi ittifak, uyuşturucu kartelleri, ulusötesi suç örgütleri ve göçle mücadelede istihbarat paylaşımı, ortak operasyonlar ve askeri koordinasyonu öngörüyor.

“Mega hapishaneler” inşa ederek ülkeyi demir yumrukla yöneten El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele gibi “bölgesel şampiyonların” istikrarı sağlaması hedeflenirken, ABD’nin “ölümcül güç” kullanımı da dâhil destek vaadi var.

Trump'ın "Amerikalar Kalkanı" ittifakı giderek genişliyor. (Fotoğraf: Depo Photos)

ÇİN'E KARŞI HİZALANMA

Stratejinin arka planında ise, Amerikan hegemonyasına en büyük tehdit haline gelen Çin’in bölgede artan etkisi bulunuyor. NSS belgesi, başta Çin olmak üzere “yabancı güçlerin” Batı Yarımküre’de kuvvet konuşlandırmasını, stratejik varlıkları kontrol etmesini veya kritik altyapıya el koymasını engellemeyi temel hedefi olarak tanımlıyor. Üretimin bölgeye kaydırılması, tedarik zincirlerinin ve kritik altyapının Çin etkisinden korunması, ticaret ve güvenlik ortaklıklarıyla hükümetlerin Çin’e karşı hizalanması teşvik ediliyor.

PASİFİK'TE YENİ MİSYONLAR: AUKUS, QUAD VE PAX SILICA

ABD’nin Çin’in egemenlik alanı Asya-Pasifik’teki hegemonya mücadelesi ise hem askeri hem teknolojik hem de siyasi eksende yoğunlaşıyor.

İsmini, İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’yla imzalanan 1951 San Francisco Barış Antlaşması sonrasında Asya-Pasifik bölgesinde oluşan ABD merkezli güvenlik ağı yapısı “San Francisco Sistemi” Çin’in yükselişi nedeniyle güncelleniyor.

ABD, Avustralya ve Birleşik Krallık tarafından 2021’de kurulan AUKUS, Çin’e karşı Hint-Pasifik’te caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor. Çin, askeri envanterini her geçen gün genişletirken vites yükselten AUKUS’un birinci sütununu, on milyarlarca dolarlık projelerle Avustralya’ya nükleer enerjili denizaltı temini ve ilgili altyapının inşası oluşturuyor.

Ancak yapı, bu çerçeveyi de aşarak Çin ile uzun vadeli bir rekabete dayanan Hint Pasifik’teki güvenlik düzeninin yeniden yapılandırılmasının sembolü haline geldi. İkinci Dünya Savaşı sonrası pasif kimliğinden sıyrılan ve giderek silahlanan Japonya, askeri teknoloji alanında da AUKUS’un ortağı oldu.

AUKUS’un ikinci sütununu ise kuantum, hipersonik, yapay zekâ, siber ve mürettebatsız su araçları gibi “ileri yetenekler” oluşturuyor. Güney Kore, Kanada ve Yeni Zelanda da potansiyel ortak olarak değerlendiriliyor.

DÖRTLÜ İTTİFAK

ABD, Avustralya, Japonya, Hindistan tarafından kurulan “Dörtlü Güvenlik Diyalogu” (QUAD) ise daha diplomatik bir güvenlik diyalogu olarak sürüyor. 2007’de kurulup 2017’de “dörtlü ittifak” olarak yeniden canlanan yapı, deniz güvenliği, kritik mineraller, enerji güvenliği ve altyapı projelerinde koordinasyonu artırıyor. 2026’daki dışişleri bakanları toplantılarında kritik mineraller çerçevesi ve Hint Okyanusu gözetimi gibi adımlar atıldı. Çin’in yükselişine karşı “serbest ve açık Hint Pasifik” söylemiyle ekonomik ve teknolojik işbirliğini de derinleştiriyor.

TEKNOLOJİ CEPHESİ

Hegemonya mücadelesinin teknoloji cephesini ise “Pax Silica” oluşturuyor. Aralık 2025’te ABD öncülüğünde başlatılan girişim, yapay zekâ, yarı iletken çipler, kritik mineraller, enerji girdileri, ileri imalat ve lojistik tedarik zincirlerini “güvenilir ortaklar” arasında güvence altına almayı hedefliyor. İlk imzacılar arasında ABD, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Birleşik Krallık, Singapur, İsrail, BAE gibi ülkeler yer alırken, 2026’da üye sayısı 24’e ulaştı. Çin’in nadir toprak elementleri ve çip üretimindeki hakimiyetine karşı “güvenilir ekosistem” inşa etme iddiası taşıyor.