Dışişleri Bakanı Fidan: Karadeniz'de moratoryum talebimizi iki tarafa da ilettik

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için" dedi.

Bakan Fidan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında dün imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"na ilişkin, "Gerçekten tarihi bir gündü. Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde yürüttüğümüz dış politikamızda, gerçekten uzun yıllardır hedeflediğimiz bazı köşe taşları var. Onlardan birinin gerçekleşmesiyle alakalı bir olaya tanıklık ettik" ifadesini kullandı.

Bölgede uzun yıllardır devam eden bir istikrarsızlık olduğuna işaret eden Fidan, savaşların, işgallerin, sürgünlerin ve yerinden edilmiş insanların, Türkiye'nin yakın doğusu ve güney doğusunda, dünyada genel olarak "Orta Doğu" ismiyle kabul görmüş coğrafyada, uzun yıllardır devam eden olaylar olduğunu dile getirdi.

Fidan, bu sistemsizliğin uzun yıllardır iktidarda bulunan AKP hükümetlerinin çok yakından takip ve analiz ettiği, bu sorunlara nasıl kalıcı düzenlenme getirilebilir diye düşündüğü bir husus olduğunu vurguladı.

Son birkaç yıldır bu konudaki görüşlerini daha da olgunlaştırarak pratikte ne türden adımlar atılabileceğine yoğunlaştıklarını dile getiren Fidan, ilk tespitlerin ardından bunların ilgili taraflarla paylaşıldığını ve nihayetinde somutlaştırılma aşamasına geldiklerini söyledi.

"BÖLGESEL SAHİPLENMEMİZİN ARTIRILMASI ÖNEMLİ"

Bakan Fidan, Türkiye'nin amacına dair "Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli. Çünkü dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, kendi ekonomik istikrarlarını, kendi kalkınmalarını, kendi refahlarını, kendilerinin aslında garanti altına alıcı daha kurumsal noktalara gitmeleri gerekiyor" diye konuştu.

Türkiye'nin hemen hemen bölge ülkelerinin hepsiyle çok iyi ilişkileri olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:

"Ama bunlar gerçekten konjonktüre, siyasi algılara, anlayışlara dayalı, her an değişebilen yapıda olan ilişkiler idi. Ama Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için."

Fidan, Türkiye'nin bölgesel vizyonuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

"Bir bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var. Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği'nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var."

Bunun kolay bir iş olmadığını ve çok başında olduklarının bilincinde olduklarını dile getiren Fidan, bunun için bütün zihinsel ve kavramsal hazırlıkların ve planların bulunduğunu söyledi.

ANLAŞMA İÇİN 2 YILDIR HAZIRLIK SÜRECİ OLDU

Fidan, bunların kurumsal olarak nasıl hayata geçirileceğine dair çalışmaları da olduğunu belirterek, "Bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Bunları tam 2 yıl 8 aydır ben ortaklarımızla, imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum. Cumhurbaşkanı'mız lider seviyesinde yaptığı görüşmelerde tabii hep gündeme getiriyor" diye konuştu.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın 2 yıldır hazırlandığına ilişkin soruya Fidan, "Tabii, bunun fikir düzeyinden kavrama, kavramdan anlaşma noktasına geçmesi" yanıtını verdi.

Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için" dedi.

İmzacı ülkelere bir yükümlülük getirdiğine işaret eden Fidan, Türkiye'nin 1952'den itibaren NATO'da olduğunu ve uzun yıllardır NATO toplantılarına katıldığını söyledi.

Fidan, son NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapıldığını anımsatarak, NATO'nun tarihinde bir veya iki defa ortak müdahale kararı alıp operasyona girdiğini ifade etti.

Bakan Fidan, "Bir; Afganistan'daki bir hususu destekledi, bir de Kosova'da destekledi. Onun dışında NATO'nun hazırlıkları, NATO'nun en büyük caydırıcılığı defensive pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. 'Sen, bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor'" diye konuştu.

Bunun önemli olduğunun altını çizen Fidan, bütün gelişmelerin önünü tıkayan şeyin şiddet, savaş ve gözyaşı olduğunu vurguladı.

"BİZ BİRBİRİMİZE ARTIK BUNDAN SONRA DAYANIŞMA HALİNDEYİZ"

Fidan, "Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir hususta, bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi" dedi.

Bunun önemli bir başlangıç noktası olduğuna işaret eden Fidan, daha sonra mevcut tehditlere göre çalışılması gerektiğini söyledi.

Bakan Fidan, "En çok merak edilen konu, saldırı durumunda hemen bir yükümlülük doğuyor mu? Bu yükümlülük nasıl işlevsel hale gelecek" sorusuna, "Anlaşma metnine bakıldığında orada genel taahhütler var. Bu genel taahhütlerin hangi pratikte ne şekilde hayata geçeceği her zaman için ifade ettiğim gibi tartışmaya ve ilgili kurulların karar almasına bağlı" yanıtını verdi.

Bir ülkenin bu konuda çağrıda bulunması gerektiğini söyleyen Fidan, yardımın keyfiyetini de ülkenin tanımlayacağını dile getirdi.

Fidan, şunları ifade etti:

"Der ki 'benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehditin boyutuna göre değişen hususlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bizim ortaya koyduğumuz perspektif şu, şimdi bizim bir yapısal olarak bakanlar komitesi olacak. Aynı NATO'da olduğu gibi dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanının olduğu siyasi ve askeri komite var. Siyasi ve askeri komite, liderlerin ortaya koyduğu vizyonu, bu ittifak içinde karara bağlayan, çalışmaları yapan komite. Bunun ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirecek bir genel sekreterlik olacak, bir teşkilat olacak."

"3 ÜLKE LİDERLERİ ARASINDA KONUŞULAN KONU, SAVUNMA SANAYİ İŞBİRLİĞİ"

Bunun önemli yapısal bir adım olduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

"Biz burada imza attık, ayrıldık, yok. Bu Genel Sekreterlik daha sonra 3 ülke arasındaki bu savunma ittifakıyla ilgili konuları yakından takip edecek, alınan kararların uygulanmasını. Burada şu anda çalışmaya başlamadık, daha imzalar yeni atıldı. İlk komite toplantısından sonra muhtemelen bakanlar olarak liderlerin onayına sunacağımız hususlar, sekreteryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk ödevler olur.

Burada tabii çok fazla husus var askeri konular yani 'ortak çalışabilirlik' dediğimiz yani NATO'da 'interoperability' diye kavramsallaştırılan çok önemli bir husus var. Yani farklı ordu yapıları olan ülkelerin beraber bir arada iş görebilmesi, çalışabilmesi, karşılıklı eğitim, destek hususları, lojistik mevzuları, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve en önemlisi savunma sanayi alanlarında işbirliği. Dün en çok liderler arasında konuşulan konu, savunma sanayi alanındaki işbirliği ve buradaki teknolojilerden ülkelerin birbirinden istifade etmesi."

Bunun ciddi ve süreklilik gerektiren kurumsal bir iş olduğunu söyleyen Fidan, bunun kendi içinde artık otomatiğe bağlamış bir çalışması olacağını belirtti.

Fidan, "Ülkeler sıkıştıkça 'ya biz ne yapacaktık beraber' deme durumunda olmayacaklar. Bizim her zaman için yani vurguladığım husus, dış politikada veya herhangi bir konuda başarıyı rastgeleliğe bırakmamak gerekiyor, kurumsallaştırmak gerekiyor. Devamlı hale getirmek gerekiyor" ifadesini kullandı.

Belli menfaatler etrafında ülkelerin bir ittifaka yoğrulması gerektiğini söyleyen Fidan, "Bu 3 ülke, çekirdek ülke" dedi.

KARADENİZ'DE SEYRÜSEFER GÜVENLİĞİ

Karadeniz'de Türk gemilerini etkileyen saldırılar hakkındaki soru üzerine Fidan, şunları söyledi:

"Uyarılarımız maalesef çıkıyor. Savaşın yaygınlaştığı alanlardan biri de Karadeniz'in tamamı oldu. İlk önce askeri limanları, askeri gemileri vuruyorlardı; şimdi ticari bütün gemileri vuruyorlar ayrım yapmadan. Maalesef burada Türk gemileri; Türk sahipli veya Türk bayraklı gemiler de nasibini alıyor."

Fidan, yabancı bayraklı ve Türk sahipli; yabancı bayraklı, yabancı sahipli ama Türk tayfaların çalıştığı gemilerin de hedef alınabildiğine işaret ederek, bunların hepsini yakından takip ettiklerini aktardı.

Diğer hedef alınan gemilere nazaran Türk gemilerinin sayısının orantısal olarak daha az olduğunu ancak yine de bu hususun kendilerini endişeye sevk ettiğini söyleyen Fidan, "Bu konuda Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz birkaç tedbirimiz var. Onları hayata geçiriyoruz" dedi.

Fidan, "İki tarafa da biz bu konuda bir moratoryum ilan edilmesiyle ilgili bir mekanizma kurulması konusunda çağrımızı ilettik. Ukraynalıların bu konuda bir talebi de vardı zaten. Biz bunu Rus mevkidaşlarımıza da ilettik. Bu konudaki şeyi bekliyoruz" diyerek, her iki tarafın da birbiri için önemli olan lojistik tesisleri hedef aldığına ve bunun çok tehlikeli olduğuna dikkati çekti.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sivil alanda yayılmasına değinen Fidan, savaşan tarafların ellerinde birbirlerine karşı kullanabileceklerini düşündükleri askeri imkanlar olduğu sürece kolay kolay taviz verici adımlar atmadığının başta ABD olmak üzere ara bulucular tarafından görüldüğünü belirtti.

Fidan, ara bulucuların işini kolaylaştıracak durumun, tarafların taviz vererek ortada buluşması olduğunu söyleyerek, "Ama kimsenin taviz vermediği bir yerde savaş, kendi taviz alanı kendi oluşturana kadar şiddeti artarak devam eder. Maalesef şahit olduğumuz da bu" dedi.

"İki taraf da artık birbirini tamamıyla yıprattığı zaman, 'artık bir masa etrafına gelelim ve barışalım' zihni oluşacak diye bekliyorlar" diyen Fidan, müzakerelerin çok zirvede olduğu bir noktada savaşın "cephede yıpratma savaşı" denilen noktaya geldiğini hatırlattı.

Fidan, yıpratma savaşı döneminde cephedeki askerlerin ilerleme kaydedemeden dron ve toplarla birbirini öldürdüğüne, bölgelere sürekli para ve asker aktarıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bu yıpratma savaşının tam optimum yerinde ara bulucu olarak devreye girdiğimizde bir uzlaşı zemini ortaya çıkmıştı. Orada, Donetsk bölgesindeki Rusların alamadığı, geçen sene yüzde 24-25 dedikleri, bu sene yüzde 15 dedikleri ölçekteki bir toprak alınamadığı için taraflar anlaşmaya bir türlü varamadılar."

Müzakereler sonuç vermeyince yıpratma savaşının sivil hedefleri de içine alacak şekilde bir yok etme savaşına dönüştüğünün altını çizen Fidan, "Bu yok etme, cephedeki yıpratma, cephe gerisindeki yıpratmaya dönüştüğü zaman konu; bir savaşı, bir cephedeki bir muharebeyi kaybedip kaybetmeme meselesi değil; millet olarak var olup olmamayla alakalı bir konuya gelir. Elinizdeki en son imkan neyse, bu sefer onu kullanırsınız" ifadelerini kullandı.

AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz'ün "Rusya'nın elindeki en son imkanın ne olduğunu biliyoruz. Ona doğru mu gider bu iş? Analiz olarak" sorusu üzerine Fidan, yok etme savaşı daha da büyürse "Rusya'nın elindeki son imkanı" kullanabileceğine işaret etti.

Fidan, "Bunu Rusya'da da ziyaretim esnasında muhataplarımızla görüştüğümüzde, bu konu gündeme gelir gibi oldu, 'çünkü halk artık böyle bir şey talep ediyor' diye. Bunu Batılılara da söyledik, Batılılar da biliyor" dedi.

Bunun tehlike teşkil ettiğini ve uluslararası toplumun araya girerek savaşı durdurması gerektiğini vurgulayan Fidan, olmaz denilen her şeyin olduğunu; savaşın, coğrafya, hedef ve metot bakımından yaygınlaştığına ve daha üst seviyeye çıkabileceğine dikkati çekti.

Avrupalıların, Rusların, Amerikalıların ve Ukrayna'nın savaşa ilişkin algı ve bulgularının farklılıklar taşıdığını söyleyen Fidan, "savaşın sona ermesi her türlü maslahatın üstündedir" anlayışının henüz oluşmadığını vurguladı.

Fidan, belli tarafların "Ben bu savaşı bu haliyle bırakırsam, benim savaşın devam etmesinden olacak kaybımdan daha fazla kaybım olacak" düşüncesine sahip olduğunu ve savaşı bu şekilde bırakmamak istediğini belirtti.