Diplomasi rafta şahinler sahada

Umut Can FIRTINA 

ABD’nin İran’a karşı ekonomik savaş ilanına, savunma stratejisinde vites yükselten Tahran’dan sert yanıt geldi. 

Son dönemde üst düzey atamaların en dikkat çeken isimlerinden İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ekonomik savaşına katılan bölge ülkelerinin “düşman” sayılacağını söyledi. 

ABD’nin ekonomik baskı politikasına ilişkin Rızai “Tüm komşu ülkelere, Amerika’nın yanında ekonomik savaşa katılmamalarını söylüyoruz. Aksi takdirde onları düşman olarak göreceğiz. Savaşı genişletmeyi aramıyoruz, ancak İran çevresindeki ülkeler Amerikalılarla işbirliği yaparsa, çıkarlarını vuracağız” dedi. 

DÜŞMAN SAYILACAKLAR

Rızai, İran çevresindeki ülkelerin ekonomik savaşta ABD’ye destek vermeleri halinde "Basra Körfezi’ni de Hürmüz Boğazı gibi kapatacaklarını ve bölgeden 1 damla petrolün geçişine izin vermeyeceklerini" söyledi. Rızai ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın, ABD’nin haziran ayında Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakat zaptı kapsamındaki taahhütlerini yerine getirene kadar kapalı kalacağını söyledi. 

Geçtiğimiz haftalarda İran’daki üst düzey atamalara değinen Rızai, “Deneyimli komutanların atanması, geçtiğimiz bir yıllık savaş deneyimimizi gelecekte kullanacağımız anlamına geliyor. Gelecekteki savaş ve diplomasi tamamen farklı olacak. Bunun nedeni açık, çünkü ABD müzakereye ve diplomasiye ihanet etti” dedi. 

STRATEJİK DEĞİŞİM

Rızai’nin açıklamaları, İran’daki güvenlik bürokrasisinin üst kademelerindeki görev değişiklikleriyle birlikte Tahran’ın yeni dönemde savunma stratejisine geçildiği bir dönemde geldi. 

Tahran, özellikle Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nın ardından stratejik bir dönüşümden geçerken savaş doktrinini uzun yıllardır uyguladığı “stratejik sabırdan” daha fazla inisiyatif almayı öngören “saldırgan caydırıcılık” anlayışına geçiyor. 

Tahran’ın savunma doktrinindeki bu dönüşümle eşzamanlı olarak Dini Lider Mücteba Hamaney, geçen haftalarda askerî ve güvenlik kurumlarının en kritik noktalarına, çoğu Devrim Muhafızları Ordusu’nda üst düzey görevler almış sertlik yanlısı isimleri getirdi. 

*** 

STRATEJİK SABRIN SONU: GÜVENLİK KONSEPTİNDE KÖKLÜ DÖNÜŞÜM

Dr. Ezgi Uzun-Teker 

Yeditepe Üniversitesi’nden Dr. Ezgi Uzun-Teker, uzayan savaşla birlikte Tahran’daki stratejik dönüşümü ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi: 

Trump’ın "İran’ı ekonomik olarak öyle bir sıkıştıracağız ki sonunda bizimle anlaşma yapmak zorunda kalacak" açıklaması, Tahran’a yönelik "maksimum baskı" politikasının devamı niteliğinde. Ancak bu, İran tarafından çok daha farklı yorumlanıyor. ABD’nin büyük bir yükün altına girmek istemediğini düşünüyorlar ve bu söylemleri bir zayıflık göstergesi olarak algılıyorlar. 

Bu algı nedeniyle İran yönetimi içerisinde "Eğer askeri operasyonlara devam edersek bu meseleyi kökünden çözeriz" diye düşünen sertlik yanlısı bir kanat güç kazandı. Mücteba Hamaney’in de bu sertlik yanlısı grubun tarafında olduğunu görüyoruz. Geçmişte diplomasi denendi, ancak istenilen başarıya ulaşılamadı. Bu yüzden bugün kilit pozisyonlara çok daha sert isimlerin getirildiğini görüyoruz. 

SAVUNMADAN SALDIRIYA

İran’ın askeri güvenlik konseptinde köklü bir değişim yaşanıyor. Daha önce "savunma cihadı" denilen, sadece bir tehdit geldiğinde savunma yapmaya odaklı bir anlayış hâkimdi. Ancak 2025 sonrası bu konseptin yerini çok daha sert, proaktif ve saldırgan bir anlayış alıyor. Rejim artık diplomatik zeminden uzaklaşarak askeri gücü ön plana çıkarıyor. 

İÇERİYE YÖNELİK ÖNLEM

Yönetimdeki yeni atamalar da bu değişimi doğrular nitelikte. Muhsin Rızayi ve Ahmed Vahidi gibi sertlik yanlısı, savaş tecrübesi olan isimler çok önemli pozisyonlara getirildi. Ayrıca Hüseyin Taib gibi istihbarat geçmişi olan isimlerin Besic yapılanmasında tekrar görev alması, içerideki güvenlik ağının sıkılaştırılacağını gösteriyor. Halk arasından bir istihbarat ağı kurulması hedefleniyor. Bu, hem olası protestolara hem de İsrail’in içerideki faaliyetlerine karşı bir önlem olarak görülüyor. 

İran için en büyük zorluklardan biri, ABD’nin deniz ablukası oldu. Limanlar üzerinden petrol ihracatının engellenmesi ekonomiyi ciddi şekilde sarsıyor. Bu duruma karşı İran, karayolu projelerine ağırlık veriyor. Çin’in "Kuşak ve Yol" projesine entegre olma çabası bu stratejinin merkezinde yer alıyordu. 

2024 yılına kadar limanların kapasiteleri artırıldı ve demiryolları yenilendi. Savaş nedeniyle bu yolların ne kadar zarar gördüğünü bilmiyoruz. Ama İran, ABD’nin baskı kampanyasına karşı deniz yoluna alternatif olarak bu kara koridorunu bir çıkış yolu olarak görebilir. 

IRAK HAYATİ ÖNEMDE

Suriye ve Lübnan’da direniş ekseni güç kaybetti, ama İran için Irak çok daha hayati öneme sahip bir yer. Irak hem sınır komşusu, hem ABD üslerinin bulunduğu bir yer hem de çok önemli bir kısmı Şiilerden oluşuyor. Şiilerin 2003 sonrası kendilerini siyasi olarak yapılandırmasında da İran’ın rolü çok çok büyük. 

Irak’ta Türkiye’nin ve Körfez ülkelerinin artan etkisiyle de son dönemde bir güç mücadelesi yaşanıyor. Bağdat da bir noktada ayakta kalabilmek için herkesi dengeleme politikası güdüyor. Örneğin, Irak Meclis Başkanı Halbusi’nin, İranlı mevkidaşı Muhammed Bakır Kalibaf ziyaretinin hemen ardından paylaştığı bir haritada "Basra Körfezi" yerine "Arap Körfezi" ifadesini kullanması, İran’a karşı verilen açık bir mesaj. İran bu tür hamleleri bir alarm durumu olarak görüyor. Kasım Süleymani gibi birleştirici bir liderin yokluğunda bu grupları kontrol etmek daha zor olsa da Irak içerisindeki Şii gruplar ve aşiretler üzerinden nüfuzunu korumaya çalışıyor.