Çeyrek asırlık öykünün sonu: AKP'den sessiz veda
Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan 25 yıl önce Ankara'da Bilkent Otel'de gerçekleşen basın toplantısıyla AKP'nin kuruluşunu açıkladı. Karşısında Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Abdüllatif Şener gibi isimler oturuyordu. Bu isimler, Fazilet Partisi'nin AYM tarafından kapatılmasından sonra Erbakan'ın önderliğinde yeni adres olarak nitelenen Saadet Partisi'ne geçmeyi reddeden, “yenilikçiler” diye anılan gruptu. Parti, kendisini din merkezli, Milli Görüş geleneğinin devamı bir hareket olarak değil, merkez-sağda yer alan "Muhafazakâr Demokrat" bir parti olarak tanımladı. Aydınlanmayı, geleceği ve kalkınmayı temsil etmesi amacıyla sarı ve siyah renklerden oluşan ampul simgesi seçildi. AB'ye uyum süreçleri, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, sivilleşme ve ekonomik reformlar ön plana çıkarıldı. Dönemin çağrısına uygun müthiş bir metindi.
LİDER OLİGARŞİSİ
AKP'nin kuruluşunun deklare edildiği toplantıda Erdoğan'ın konuşması uzun ve çok başlıklıydı. Ama en ilginci de AKP'yi kuranların gerçek niyetini özetleyen bu cümle oldu: "Bugün Türk siyasal hayatında lider oligarşisinin çöktüğü gündür." Aslında bu cümle bile tek başına vaat edilenle ülkeye yaşattıkları arasındaki derin uçurumu gösterir nitelikte. Ortak akıldan, demokrasiden bahsedenlerin yarattığı ülke Saray'a sıkışmış otoriter İslamcı bir yönetim oldu. AKP, kuruluşunun üzerinden geçen 25 yıl boyunca sürekli ittifaklarla yol yürüdü. Yanından cemaatçileri, merkez sağcıları, liberalleri, milliyetçileri, Kürt siyasetçilerini eksik etmedi. Kime ne zaman ihtiyaç duyduysa onunla yürüdü. İşlevi kalmayanı balondan attı. Partiyi kuranlardan geriye kalan isimler bir elin parmağını geçmez duruma geldi. AKP yenildi. İdeolojik olarak yenildi. Politik olarak yenildi ve son olarak örgütsel olarak da yenildi. Kuruluşunun 25. yılının sonunda Saray'a, tek adama sıkışan, parti binalarına iş ve yardım isteyenlerin dışında kimsenin uğramadığı bir yapıya dönüştü.
KÂĞITTAN KAPLAN
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi AKP'nin bir parti olarak bitmesini sağlayan son adım oldu. Bugün büyük gösteriler düzenlenecek. Partiye yeni katılımlar bekleniyor. Ülkeye “ayaktayız” mesajı verilecek. Oysa başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP'liler de biliyor ki ortada bildik anlamda bir parti kalmadı. İktidar ve devlet olanaklarıyla ancak ayakta durabilen kâğıttan bir kaplana dönüştü. Çünkü tüm karar alma mekanizmalarını Saray'a sıkıştıran zihniyet artık bir partiye ihtiyaç bile duymuyor. Halk, halkın karar alma mekanizmalarına katılması iktidar elitinin en çok korktuğu şey. Bu durumu partinin kurucu isimlerinden Bülent Arınç, 25'inci yıl mesajında “Gezi, Cumhurbaşkanı için travma oldu” diyerek özetliyor. Kurulduğunda büyük övgüler düzdüğü halk, Erdoğan için korku haline geldi. Sadece halka değil kendi seçmenine de aynı gözle bakmaya başladı. Seçmenin, örgütün ayak bağı olmaktan başka bir anlamı kalmadı. Mesele öyle bir noktaya geldi ki parti yönetiminde bulunan bir ismin Cumhurbaşkanı özel kalemi kadar etkisi yok.
ASLINDA HİÇ YOKTU
Erdoğan ve AKP 25 yıl boyunca çok ustaca bir illüzyon yarattı. Reformist, devrimci, demokrat, halkçı, ülkenin makûs talihini yenen zihniyetin iktidarı olarak sunuldu. 14 Ağustos 2001'de kurulan, 3 Kasım 2002'de iktidara gelen AKP'de yeni olan hiçbir şey yoktu. Daha ilk günden itibaren Ortadoğu'daki benzerleri gibi siyasal İslam'ın ABD tarifli demokrasisiyle uyuşan yönetimler olarak inşa edildi. Bu anlamıyla bu topraklarda üretilen bir fikir ve eylem hiç olamadı. Emperyalizmin her dümen kırışı AKP'ye de yeni bir rota çizdirdi. Çoğulculuk iddiasından tek adama gelen serüven, aynı zamanda ABD'nin Ortadoğu için hedeflediği rejimin de yolculuğuydu. Bugün kutlanan yaş günü aynı zamanda bu yolculuğun bittiğinin de ilanı durumunda.
AKP'SİZ SİYASET
Türkiye siyaset sahnesinde AKP dönemi bitti. Tabelası Erdoğan dönemi bitene kadar kalacak. Bugün gelinen noktada AKP, "halksız siyasetin" devasa bir tabela partisinden ibarettir. Kuruluşunda halkın iradesini dilinden düşürmeyen bu yapı, artık siyasete katılmak, sözünü söylemek ve kaderini tayin etmek isteyen yurttaşın tam karşısında duran bir anti-teze dönüşmüştür. Saray'ın gölgesinde eriyen bu tabela, Türkiye'nin yeni döneminde siyasetin ancak AKP'siz, yani yeniden halkla birlikte yapılabileceğinin en net kanıtıdır.
Saray rejiminin yaşayan bir partisi kalmadı. Devlet bürokrasisi ve ancak beslediği oranda desteğini alabildiği tarikatlara dayanarak halk üzerinde etki kurmaya çalışıyor.
Tüm dünyada halk biz de varız derken bu yöntemin başarı şansı kalmadı. Rejimlerin ömrü liderlerin siyasi ömrü ile paralel hale geldi. Parti bitti, sıra rejimde.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz