Cehennemin kapısı açık, içerisi boş

Dünya, mantığın sınırlarını zorlayan kötülüklerle karşılaştığında insan zihni, onun arkasında maddi değil, neredeyse felsefi bir lanet aramaya başlıyor. Sanki bir yerlerde Naturom Demonto’nun sayfaları usulca çevrilmiş, Kandarian iblisi serbest kalmış ve zihnimizin en karanlık odalarından Deadite’lar fırlamış gibi geliyor bana da bazen. Toplumsal ve bireysel krizler üst üste bindiğinde “Bu kadarı da artık normal olamaz!” hissinin zihni ele geçirmesi biraz da bundan. Evil Dead (Kötü Ruh/Ölüm Kitabı) serisini yıllardır kült kılan da bu duyguyu korkunun ilkel diliyle açığa çıkarması. O lanetli kitap yalnızca ucuz bir korku motifi değil; insanın hem içinde taşıdığı hem de dışarıdan maruz kaldığı yozlaştırıcı karanlığın, serbest kaldığında veba gibi nasıl yayıldığının grotesk bir tezahürü. Ama Sam Raimi’nin kurduğu bu kanlı evrenin değişmez bir yasası vardır: Cehennem kapıları sonuna kadar açılsa bile herkes ölmez. Her zaman o dip karanlığa direnen, et yığınlarının arasından sıyrılıp eline elektrikli testereyi alan ve kötülüğü ait olduğu çukura geri göndermeye çalışan biri çıkar.

CEHENNEMİN ESKİ YASASI

Fransız banliyölerinde büyümüş yeni nesil yönetmenlerden Sébastien Vaniček’in yönettiği Evil Dead Burn da serinin bu direnme refleksini yeniden kurmaya çalışıyor. Infested ile tanımaya başladığımız Vaniček, Evil Dead mirasının en sevilen tarafını, pratik efektlerin ve kanlı dehşetin fiziksel saldırganlığını sonuna kadar kullanıyor. Film CGI’a yaslanmak yerine etin, kemiğin, sıvının ve parçalanan bedenin ağırlığını doğrudan seyircinin üzerine boşaltıyor. Bu saldırının merkezinde bu sefer Souheila Yacoub’un canlandırdığı Alice var. Alice, serinin “final girl” (son kalan kız) geleneğini başarıyla sürdürüyor; kırılganlıkla hayatta kalma içgüdüsü arasında gidip gelen bu karakter, oyuncunun fiziksel performansıyla bedenden anlatılan bir direnişe dönüşüyor. Görüntü yönetmeni Philip Lozano ile kurgucu Maxime Caro’nun kurduğu hızlı ritim, bu fiziksel dehşeti görsel bir koreografiye çeviriyor. Açılıştaki geometrik kadrajlar ve milimetrik kamera hareketleri, Evil Dead’in bağımsız sinemanın o gözü kara ruhunu çağdaş bir görsel disiplinle başarıyla buluşturuyor. Ses tasarımı da aynı saldırganlığın işitsel karşılığını kuruyor; sessizlik bile yaklaşan tehdidin habercisine dönüşüyor. Hatta filmin ortalarında korkunun kendisi, fiziksel olarak kıvranan bir seyirci tepkisine dönüşüyor.

BEDENE SALDIRAN KORKU

Film tam da burada güçlü ama aynı zamanda güçsüz. Çünkü korkutmaktan çok bedene saldırıyor. İzleyiciyi düşünmeye değil, önce irkilip geri çekilmeye, yüzünü buruşturmaya, sonunda kahkahaya ya da çığlığa itiyor. Yani filmin en büyük gücü, aynı zamanda en belirgin zaafına dönüşüyor. Film bedene saldırıyor ama zihinde aynı ölçüde iz bırakmıyor. Kan, parçalanan bedenler ve efektler giderek kendi başına bir gösteriye dönüşüyor. İzlemesi her ne kadar keyifli de olsa jenerik aktığında zihinde dolaşmaya devam eden bir korku ya da huzursuzluk kalmıyor; geriye daha çok ne kadar kan aktığı ve bir sonraki saldırının ne kadar ileri gideceği kalıyor. Bunda karakterlerin yeterince derinleşmemesinin payı büyük. Kan banyosunun ortasındaki insanları tanımaya, kayıplarını ya da korkularını gerçekten hissetmeye fırsat bulamadan bir sonraki katliam sahnesine geçiyoruz. Aynı dehşet mekanizmasının tekrarı da bir noktadan sonra gerilimi artırmak yerine seyirciyi hissizleştiriyor.

LANETİN İÇİNE GİRMEMEK

Asıl hayal kırıklığı, filmin mitolojisiyle kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor. Evil Dead, korku sinemasının en zengin kozmolojilerinden birine sahip. Naturom Demonto’nun kökenleri, çağırdığı kadim güçler, ritüelleri ve kendi kuralları, serinin korku dünyasını basit bir “ele geçirilme” hikâyesinin çok ötesine taşıyor. Evil Dead Burn ise bir büyükbabanın geçmiş araştırmaları üzerinden bu evreni genişletecekmiş gibi davranıyor. Kötülüğün kökenlerine, bu lanetin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığına dair daha büyük bir şey göreceğimizi düşündürüyor. Ama film o kapıdan içeri girmiyor. Bütün o mitolojik birikim, sonunda “ele geçirilme ve katliam” mekanizmasını çalıştıran bir anahtara indirgeniyor. İşe yarıyor mu? Bence evet. Evil Dead formülünün hâlâ ne kadar dayanıklı olduğunu kanıtlıyor. Ama bu kadar zengin bir malzemeyle yapılabilecek en heyecan verici şey bu mu? Kesinlikle hayır.