Bu maceracılığın faturası ağır olur

POLİTİKA SERVİSİ 

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan savunma anlaşmasının yankıları sürüyor. Saray rejimi ve yandaşları Türkiye’yi bölgesinde savaşlara sürükleyecek olan anlaşmanın tarihi bir hamle olduğunu ilan etti.  

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan üçlü savunma anlaşmasına ilişkin Ankara’dan yapılan değerlendirmelerde, bu adımın Türkiye’nin NATO üyeliğine bir alternatif oluşturmadı mesajını verildi. Anlaşmayı bölge ve İslam dünyası için "her anlamda tarihi" olarak tanımlayan iktidar yetkilileri bölgedeki güvenlik mimarisinin de yeniden dizayn edildiğini ileri sürdüler. 

SALDIRI MADDESİ GİZLENDİ

Yandaş medyada ise Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın (Mekke Paktı) Türkiye’nin gücünü gösterdiği ileri sürüldü, manşet ve yorumlarda anlaşmanın getireceği risklerden bahsedilmedi. Anlaşmada yer alan NATO’daki 5. maddeden kopyalanan “taraflardan herhangi birine yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış sayılır” maddesi gizlenirken bunun bir saldırı değil savunma ittifakı olduğu ileri sürüldü. Yandaş yorumlarda Türkiye’nin içeride ve dışarıda tarih yazmaya devam ettiği, iç cepheyi güçlendiren mutabakatın ardından bu kez de dış cepheyi tahkim eden bir hamle yaptığı iddia edildi. 

İSLAM NATO’SU İTİRAFI

Ancak anlaşmaya övgüler düzen Sabah yazarı Bercan Tutar dahi “Mekke Paktı, Türkiye liderliğinde bir "İslam NATO’su"na dönüşme potansiyeli bile taşıyor. Bundan sonrasını İsrail ve Hindistan ve bunlara arka çıkmayı planlayan küresel aktörler düşünsün” diye yazdı. Hızını alamayan Tutar’a göre “I. Dünya Savaşı’ndan sonra sınırlarımızı keyfi olarak şekillendiren emperyal güçlerin ülkemizi hapsettiği parantezler artık paramparça. Ortadoğu’da yeni bir Türk çağı başlıyor. Mekke Paktı işte ümmetin dirilişini ve birliğini simgeleyen bu yeniçağın mührü diye okunmalıdır.” 

Üç ülke arasında imzalanan antlaşmaya muhalefetten, İran ve Hindistan’dan tepkiler gelirken Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise anlaşmanın NATO’ya bir alternatif oluşturmadığını söyledi. Anlaşmanın İran’a karşı bir yapılanma olarak görülmemesi gerektiğini kaydeden Yılmaz, anlaşmanın "Sünni ittifakı" şeklinde tanımlanmasını da doğru bulmadığını belirtti. 

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreter Hüseyin İbrahim Taha ise söz konusu anlaşmanın, üç ülkenin bölgesel ve uluslararası işbirliğinin temellerini güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıtan önemli bir stratejik adım olarak nitelendirildi.  

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, mevcut çerçevenin Katar gibi ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletilebileceğini belirtti.  

GÜVEN SAĞLAMAZ

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai yaptığı açıklamada, "Suudiler, Türkiye ve Pakistan’la imzalanacak kâğıt üzerinde bir anlaşmanın kendilerine güvenlik sağlamayacağını anlamalıdır. Tıpkı yıllarca süren, tek taraflı olarak Amerikalılara boyun eğme politikasının da güvenlik sağlamadığı gibi" dedi.  

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de mesajında komşu Müslüman ülkelere birlik olma çağrısı yaparak, "Artık yalnızca kendimize güvenmenin ve gerçek kardeşliği benimsemenin zamanı gelmiştir" dedi. 

KORUMAYA KARARLIYIZ

Gelişmeyi yakından takip ettiklerini açıklayan Hindistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Randhir Jaiswal da anlaşmanın Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki uzun süredir devam eden düzenlemeyi resmileştirdiğinin farkında olduklarını söyledi. Jaiswal bu gelişmenin Hindistan’ın ulusal güvenliği ile bölgesel ve küresel istikrar üzerindeki etkilerini inceleyeceklerini ve ulusal çıkarları korumaya kararlı olduklarını ifade etti.  

*** 

ÇERÇEVEYİ ÇİZEN ABD

Emekli Elçi Hakan Okçal antlaşmayı değerlendirdi.  Okçal, maddelerin içeriklerine dair henüz hiçbir bilginin paylaşılmadığını belirterek “Şu bir gerçek ki bu antlaşma Ortadoğu’da ABD’nin düzen kurma çabasının bir yansıması. Direkt ABD’nin diktesiyle yapılmamış olabilir ama bilgisi dâhilinde yapıldığı belli” dedi. 

Okçal, İran’a karşı bir çevreleme yapıldığının altını çizerek antlaşmanın Soğuk Savaş Dönemi’ndeki CENTO paktını hatırlattığını söyledi. Okçal, Pakistan’ın ve Türkiye’nin yine de İran’a yönelik doğrudan bir askeri kamplaşma içinde olmadığını, İran üzerinden yaşanacak bir çatışmayı istemediğini belirterek “Antlaşma İran’la ilgili bölgesel sıkıntıyı hesaba katar ve ona karşı da tutum alır bir yapı oluşturuyor” dedi.  

Okçal antlaşma ile Tükiye’nin neleri hedeflediğini şöyle sıraladı, “Türkiye bölgedeki liderlik vasfını, yani bölgede daha fazla ağırlığı olacağı bir yapılanmaya gidiliyor. Suudi Arabistan’ın mali katkısı ve Arap dünyasından alınacak olan fonlar hedeflenmiş olabilir.”  

Okçal, anlaşmanın başka ülkelere de açık olduğu ifade edildiğini hatırlatarak “Muhtemelen Mısır olabilir. Amerika’nın yakın olduğu ülkelerden ve Gazze’deki Barış Konseyi’nde. Ve yeni Suriye rejimi olabilir. Bunlar olursa Irak hükümeti vekil güçlere karşı bir baskısı da olabilir. Belki daha sonra o da arkadan buna katılabilir” dedi. Okçal, antlaşmanın Türkiye’yi doğrudan sıcak bir çatışmaya sokma ihtimali olup olmadığını tartışmanın erken olacağını söyleyerek “Burada çerçeveyi çizen Amerika. Amerika Pasifik’e odaklanırken Orta Doğu’da yeni bir düzen kurmak istiyor. Ama İsrail’i çok kontrolsüz bırakmak istemiyor. İsrail’i dengeleyecek, İran’ı dengeleyecek bir yapılanma istiyor. Amerika’nın arzuladığı bir manzara var ortada” diye ekledi.