Beyin ve stres

Doç. Dr. Tamer YAZAR*

Kısa süreli stres daha dayanıklı, dikkatli ve hızlı olmamızı sağlayabilir. Süreklilik arz eden kronikleşmiş stres ise nörobiyolojik olarak tehlikelerden uzaklaşmaya programlanmış beynimiz için istenmeyen durumdur. Bitmeyen iş yükü, ekonomik kaygılar, sosyal medya, trafik, gelecek endişesi ve sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğu nedeniyle haftalarca, aylarca hatta yıllarca devam eden stres modern insanın en önemli sorunlarındandır. Önemli bir ameliyat sırasında cerrahın dikkati ya da trafikte ani gelişen bir tehlikeye verilen refleks örneklerinde olduğu gibi akut gelişen stres çoğu zaman faydalı. Ancak stres kronikleştiğinde tablo değişmeye başlıyor.

Beynimizin derinliklerinde bulunan küçük ama son derece güçlü bir yapı olan amigdala çevreden gelen bilgileri sürekli tarayarak olası tehditleri değerlendiriyor. Bir tehlike algıladığında saniyeler içinde alarm veriyor. Ardından hipotalamus, sempatik sinir sistemini ve hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini devreye sokuyor.

Bu süreçte kalbimiz hızlanıyor, tansiyonumuz yükseliyor, solunumumuz sıklaşıyor, kaslarımız daha fazla enerji kullanmaya hazırlanıyor. Böbreküstü bezlerinden salgılanan kortizol, metabolizmayı bu mücadeleye uygun hale getiriyor.

Uzun süre yüksek düzeyde kortizole maruz kalan beynin en hassas bölgelerinden biri hipokampus. Hipokampus, öğrenme, hafıza ve yeni bilgilerin kaydedilmesinden sorumlu. Kronik stres burada yeni sinir hücresi oluşumunu azaltabilir, sinir hücreleri arasındaki bağlantıları zayıflatabilir ve hafızayı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle yoğun stres altındaki kişiler sıklıkla "Anahtarımı nereye koyduğumu hatırlayamıyorum." ya da "Eskisi kadar odaklanamıyorum." yakınmalarını dile getirir.

Bir diğer önemli hedef ise beynimizin yönetim merkezi olarak kabul edilen prefrontal korteks. Planlama, muhakeme, dikkat ve dürtü kontrolü bu bölgede gerçekleşir. Kronik stres altında prefrontal korteksin etkinliği azalırken amigdala giderek daha baskın hale gelir. Bunun sonucu olarak insanlar daha kaygılı, daha öfkeli ve daha aceleci kararlar vermeye başlayabilir. Başka bir ifadeyle stres arttıkça düşünerek hareket etmek yerine, duygularımızla tepki verme eğilimimiz güçlenir.

Nörobilim alanında yapılan araştırmalar mikroglialar gibi bağışıklık sistemi ilişkili hücrelerin uzun süreli stres durumlarında sürekli aktif kalabildiğini gösterdi. Bu durum düşük düzeyli bir nöroinflamasyona yol açarak sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozabiliyor. Aynı zamanda oksidatif stres artıyor, sinaptik plastisite azalıyor ve beynin yeni bağlantılar oluşturma kapasitesi zayıflıyor. Bir başka önemli molekül ise BDNF (Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör). BDNF, sinir hücrelerinin büyümesini, onarımını ve yeni bağlantılar kurmasını destekleyen bir büyüme faktörü. Kronik stres BDNF düzeylerini düşürürken, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sosyal etkileşimler BDNF üretimini artırabiliyor. Kronik stresin nöroinflamasyonu artırması, damar sağlığını olumsuz etkilemesi ve nöroplastisiteyi azaltması nedeniyle, beynin hastalıklara karşı direncini azaltabileceği düşünülüyor. Özellikle uzun yıllar yoğun stres altında yaşayan bireylerde bilişsel işlevlerde daha erken bozulmalar görülebileceğini gösteren çalışmalar giderek artıyor.

İnsan beyni yaşam boyu değişebilme yeteneğine sahip. Bu özelliğe nöroplastisite diyoruz. Stres kaynağı azaltıldığında, kaliteli uyku sağlandığında, düzenli egzersiz yapıldığında ve zihinsel olarak aktif kalındığında beynimiz yeniden güçlü sinir ağları oluşturabilir. Yani beynimiz yalnızca öğrenen değil, aynı zamanda kendini onarabilen bir organ.

Haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak, düzenli uyumak, Akdeniz tipi beslenmek, sosyal ilişkileri canlı tutmak, doğada zaman geçirmek gibi koruyucu önlemlere zaman ayırmak beynin biyolojisini etkileyebilen müdahaleler ve yaşam kalitesinin artırılmasında çok önemliler.

Modern çağın en önemli sağlık hedeflerinden biri, stresi ortadan kaldırmak kadar beynimizin alarm sistemini dengede tutmayı öğrenmek olmalıdır. Sağlıklı bir beyin, yalnızca hastalıkların olmadığı değil, gerektiğinde alarma geçen, tehlike geçtiğinde ise yeniden sakinleşebilen bir beyindir.

*Nöroloji Uzmanı