Benim hikâyem ülkemin de hikâyesi

Işıl ÇALIŞKAN 

Dört yaşından bu yana yazan Kalben için kelimeler de müzik de hayatla bağ kurmanın bir yolu. Çocukluğunda evin, okulun ve ülkenin zorlayıcı taraflarına karşı kendine müzikte güvenli bir alan açtı. Yıllar içinde bu alan, milyonlarca insanın kendinden bir parça bulduğu şarkılara dönüştü. 

Profesyonel müzik hayatında 10 yılı geride bırakan Kalben, bugün şarkılarının söz ve müziklerini yazan, yorumlayan, albümlerinin yapımcılığını üstlenen, üretimin mutfağından sahneye kadar her aşamasında söz sahibi olan bağımsız bir sanatçı. Yeni albümü “Kayıp Âşıklar Ülkesi” ise bir aşk hikâyesinden daha geniş bir coğrafyaya açılıyor. Ülkenin ormanları, duvarlara yazılan çocuk ve kadın isimleri, kayıplar, hayvanlar, özlemler ve kurulması beklenen başka bir hayat aynı hikâyede buluşuyor. Kalben’le yazının ve müziğin hayatındaki yerini, bağımsız kalma mücadelesini ve mümkün olduğuna inandığı dünyayı konuştuk. 

Müziğe profesyonel olarak başladığınızdan bu yana 10 yıl geçti. Bugün Kalben’in hikâyesine dışarıdan baktığınızda, en önemli kırılma noktasını nereye koyarsınız? 

Kendi başarılarımı başkalarına aitmiş gibi göstermeyi bırakmak harika bir dönüm noktası oldu mesela. Kadın sesimi özgürce yükseltmek, bedenimin uzayda kapladığı alanı hak ettiğimi kabul etmek, kimlerle emeğimi ve ekmeğimi paylaşacağıma aktif karar veren pozisyonunda olmak, albümlerimin yapımcısı olmak... Birçok değerli dönüm noktası var. Seni aşağı çekmeye, boğmaya çalışan; emeğe, yeteneğe, çalışkanlığa değer vermek yerine sana çirkin söz ve eylemlerle saldırmayı seçen; itibarını yerle bir etmeyi deneyip ruhunun özü olan ekmek tekneni yerle bir etmeye uğraşan bir sistemin içinde her seferinde ayağa kalkıp yürümeye devam etmek, canın çektiğinde nefeslenmek, doya doya üretmeyi ve yaşamayı seçmek de önemli dönüm noktaları.   

ÜLKEMDEN KOPUK BİR HAYAT YAŞAYAMAM

Bu 10 yıl aynı zamanda Türkiye’nin de çok ağır dönemlerinden geçtiği bir zaman oldu. Ülkedeki değişim sizi ve müziğinizi nasıl etkiledi? 

Komşularımdan, mahallemden, şehrimden ve ülkemden kopuk bir hayat yaşarsam mesleğimi gerçeklikte icra etme gücüne sahip olamam. Değer verdiğim konulardan, kayıplardan, özlem ve hayallerden bahsetmesem müziğim de gerçek olamaz. Tüm hayatların eşit değeri olan bir ülkede var olmak istiyor ve çocuklara, gençlere güvenli, umutlu bir toprak emanet edebilmeyi arzu ediyorum. Bu istek ve arzu, Kayıp Âşıklar Ülkesi’nde somutlaşıyor ve nelere dair izler taşıdığımı, bu izleri kimlerle paylaşırken aidiyet hissettiğimi sakince ortaya koyuyor. Hayatımın güzel günlerinin içinde hep bir yas da oldu. Bir sorumlu, bir yanıt yahut bir kabul arayan insanlardan ayrı hissetmedim. Işıklar altında parlak kostümler giyip şarkı söyleyen, boy ve kilosundan beklenen fiziksel performansla sınırlanan; kim olduğunu, insan yanlarını, hata ve tökezlemelerini saklayan biri olmadım. Olamazdım. Patti Smith’in dediği gibi, insan en fazla kendi olabiliyor. Kendindeki ülkeyi keşfeden ülkesiyle nefretsiz, ırkçılıksız, cinsiyetçisiz, önyargısız, korkusuz bağ kuran insanın da kendinde bulduğu milyonlarca insanın sesi inanca dönüşüyor. Benim inancım sağlam. Sevgiden besleniyorum çünkü.  

OLMAYAN BİR YERİN ÖZLEMİNİ ÇEKİYORUM

“Kayıp Âşıklar Ülkesi”nde aşk var ama memleket de var; doğa, hayvanlar, çocuklar, kaybolan umutlar da var. Kendi hikâyenizle ülkenin hikâyesi bu albümde nerede kesişti? 

Albümde kişisel olanın toplumsal olduğu gerçeğini özgürce deneyim ediyoruz. Ülkemin dağlarına, güzel ormanlarına ve mevsimlerine aşkla bakarak açılan hikâye, hırsızların çalamadığı sesleri toplayarak duvarlarda yazan çocuk ve kadın isimlerini takip ederek damarlarımızda akan benzinden kurtulmak için beraber çığlık atarak kemikleri bile mutlu eden ve parayla satın alınamaz hisleri dinleyerek büyüyor, serpiliyor. Benim hikâyemin her zaman ülkemin de hikâyesi olduğunu anladığım bir yaştayım. Hangi okyanusa yolculuk edersem edeyim, ne kadar çok sevgiyle karşılanırsam karşılanayım, maddi durumum ne kadar iyileşirse iyileşsin hepimiz bir denize aynı özgürlükle bakamadıysak hepimiz temel ihtiyaçlarımızı karşılamanın ötesinde bir yerde hayal kurmayı başaramadıysak hepimiz o sevgiyi hissedemediysek bir kanadım kırık kalıyor çünkü. Bir yanımla hep olmayan bir yerin özlemini çekiyorum sanki.

TEKRAR TEKRAR DOĞURDUM KENDİMİ

Şarkılarınızda kendinizi hep açık ettiniz, ama bunu yaparken duyguyu dağıtmadan taşıdınız. Bu kadar şeffaf olmak sizi hiç korkuttu mu? 

Ne zarif bir soru, teşekkür ederim. Başka türlü biri olmayı becerebilseydim mutlaka öyle olurdum. Ancak şeffaf olmaya örülen bir hayatım oldu başlangıcından beri. Gerçekleri kabul etmekten korkan, acılarıyla yüzleşememiş, sosyopolitik ve ekonomik olanaksızlıklar ve çaresizliklerle sınanmış yetişkinlerin dünyasında tekrar tekrar doğurdum kendimi. Beni sevmeyi bilmediği için zarar veren, ruhumu kıskanan, yeteneklerimi kendi geçmişinden ve kalbinden sızan balçıkla sıvamaya çalışan insanlarla karşılaştım. Beni tehdit edenler, önüme engeller çıkaranlar, üzerime canavarlar salanlar oldu. Evsiz de oldum, işsiz de kaldım. Karşılıklı, şefkat dolu bir aşk ilişkim hiç olmadı bugüne dek. Ancak beraber söylediğimiz ne güzel şarkılarımız oldu. Çocuklara burs imkânları sağlayabildiğim, ağacı kediden kediyi kendimden ayırmadan sevebildiğim, değerli ekip arkadaşlarımı bir araya getirip ekonomi ve istihdam var edebildiğim, dünyayı kendimle dolaşarak deneyimler topladığım, muhteşem mektuplar ve hediyeler aldığım, sanatçıları destekleyerek emeklerini görünür kılmaya el verdiğim, erişilebilir konser alanları var ettiğimiz enfes bir hayatım oldu. Her şey için iyi ki diyebilmek bir hediye.