Aydın aymazlığının bu kadarı!
Toplum hemen her gün yeni bir olumsuzlukla sarsılıyor. Kuşkusuz karşılaşılan yıkımların etki ve sonuçları da farklılıklar gösteriyor.
Niteliği ve etkileri yönünden bilim ve üniversite öbürlerine göre çok daha kapsamlı ve belirleyicidir. Türkiye bu alanda da onarımı her bakımdan çok zor ve yıllar alacak bir duruma sürükleniyor. Çok daha da olumsuzu, ülke aydınının bu yıkım sırasında sergilediği, görülmedik ve asla bağışlanamaz, aymazlığıdır.
SAPLANTI
CHP’nin Butlan eline geçmesinden sonra Yeni Parti’ye giden süreçte çok ilginç işler oluyor. Adlarının önünde profesör doktor yazan kimi yazar ve yorumcular artı yılların köşe yazarı ve TV yorumcuları, Yeni Parti’ye elbise biçmek için seferber oldular. Bu aydınlar, Yeni Parti’nin CHP “yükünden”, buna kimileri “bagajından” diyor, tümüyle kurtulduğunu, üstelik bunu “kanıtlaması gerektiğini”, dincileri “ikna etmedikçe” o kesimlerden oy alamayacağını ve asla iktidar yüzü göremeyeceğini öne sürüyorlar. Aslında, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarına da 13 sene 170 gün boyunca bugünün Butlan ile gelene yaptıklarını yapmaya çalışıyorlar. Oysa, İslam dinine yakınlığı bilinen büyük hukuk bilgini, 1950’lerde Demokrat Parti iktidarının iktidar gücünü kullanırken yanlış yapmaması için büyük uğraş verdiği bilinen Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, bugünleri görmüşçesine bakın ne diyor:
“…dini devlete devleti de dine tabi olmaktan kurtarmak ve bu sayede mabet ile hükümet arasındaki tezatları kaldırmak, mabedin ferdi vicdanların kalesi, hükümeti de madde ve menfaat dünyasının nazımı yapmak…
Zamanımızda laik rejimde olmayan bir devlette Diyanet, ister istemez politikanın emrine girmeye ve politikacıların bir maşası olmaya mahkûmdur..
…zamanımızda ve tekamülün bugünkü merhalesinde din hürriyetinin ve bundan doğan hakların teminatı ancak devletin laik olmasındadır, (Din ve Laiklik, İstanbul: Yağmur Yayınları, ilk basım 1954, ikinci basım 2003, s.174-175).
Yeniden günümüze dönersek bilim dışılığın düştüğü düzeysizliği görürüz. İşte iki somut örnek. Geçenlerde bir anayasa profesörü, CHP listesinden milletvekili seçilip AKP’ye geçen Serap Y. Özbudun’un Cumhurbaşkanına “ …parlamenter sisteme dönsek, Anayasa’ya geçici bir madde koysak ve siz kaydı hayat şartıyla Cumhurbaşkanı kalsanız” önerisi yaptığı kamuoyuna yansıyor! Dahası bu önerinin ABD Büyükelçisi T. Barrack’ın “size monarşi yaraşır” görüşünü çağrıştırmadığı söylenebilir mi?
Bir örnek de şu: yönetimi Butlan ile gelen CHP ile yönetimi seçimle gelmiş olan Yeni Parti’nin “aralarında ideolojik bir fark yok” deniliyor. Böylece bu ikisinin varoluşlarındaki büyük nitelik farkı ve diğer büyük farklılıkları bir tarafa bırakılıyor. Bu eşitlemenin de bilimsellikle uzaktan yakından ilgisinin bulunmadığı da çok açıktır.
TOPLUM BEYNİNDEN…
Geçen hafta basında genişçe yer alan bir haber vardı: “Türkiye, akademik özgürlüğü ‘en çok gerileyen’ ülkeler listesinde ilk 10’da.”
Bu sonuç, İsviçre’nin Gothenburg Üniversitesi’ne bağlı V-Dem “Varieties of Democracy (Demokrasi Türleri) adlı kuruluşun 2026 Mart sonunda yayımlanan Yıllık Raporu’na dayanıyor. Rapor, akademik ya da bilimsel çalışma özgürlüğünün “son bir yıl boyunca” en hızlı gerilediği ülkeler sırasıyla Nikaragua, Myanmar, Afganistan, El Salvador, Çad, Filistin ve Türkiye! Sonra Mali ve Belarus geliyor. Üniversite toplumun beynidir. Türkiye üniversiteleri bugünlere bir günde gelmedi. AKP yıllarında üniversite sayıları üçe katlandı; ancak aynı yıllarda, üniversite özerkliği ve buna bağlı olan bilimsel araştırma özgürlüğü de tümüyle yok olma noktasına taşındı. Yapılanlar kısaca özetlenmeli. Rektör belirlenmesinde öğretim üyelerinin çok sınırlı olan katkısı da kaldırıldı. Bilim üst kurumları TÜBİTAK ve TÜBA yönetimleri de rektörlükler gibi tümüyle siyasallaştırıldı. Birçok üniversiteye AKP eski milletvekilleri, birçoğuna milletvekili eşleri ya da yakınları rektör ya da yönetici olarak atandı. Akademik unvan kazanmayı kolaylaştırıcı adımlar atıldı: doçentlik sınavı kaldırıldı; yabancı dil puanı düşürüldü. Barış İçin Akademisyenlerin özgürlük istedikleri için çektiklerinin; ”Yetmez Ama Evet” bilinçsizliğinin; 2 Ocak 2021’den buyana, beş yıl yedi aydır yaşanan Boğaziçi Üniversitesi’ni baskı altına alarak çalışamaz kılan tutumun; verdiği diplomayı 35 yıl sonra yok sayan üniversitenin ve geçenlerde Bilgi Üniversitesi’nin “bir gece kapatılması” ve ertesi gün “açılmasının”… bilimsel çalışmaları doğrudan ya da dolaylı olarak, olumsuz, giderek yıkıcı etkilediği de çok açıktır. Bugün, halkın günlük yaşamını bire bir etkileyene TÜİK istatistiklerinin bilimselliğini bile inceleyemeyen bir üniversite dünyası var!
Yeni Parti CHP’nin bagajından “mutlaka kurtulmalı” diyen ancak, ülkenin üniversitelerindeki olumsuzlukları tümüyle görmezlikten gelen anlı şanlı profesörlere bir kez daha anımsatayım ki, o bagajda, laiklik ve eşitlik gibi birçok değerle birlikte Kurucu’nun deyimiyle “bilimin yol göstericiliğiyle” çalışan, Alman faşizminden kaçan bilim insanlarına kucak açan ve Yeni Parti’nin sahiplenmek zorunda olduğu Cumhuriyet üniversitesi de var. Yapılması gereken bu ülkenin üniversitelerinin yönetim özerkliğine ve bilimsel çalışma özgürlüğüne kavuşturulmasıdır.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz