Araçların gölgesinde insan kalmak

Erdal KARAKAYA

Teknolojiye ve “hıza” her zamankinden daha fazla değer verilen bir çağda, bilgiye saniyeler içinde ulaşabilmek, eğitimin anlamını ve işlevini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Pelin Temelli’nin A7 Kitap etiketiyle yayımlanan Yapay Zeka Çağında Eğitim: Geleceği Bugünden Tasarlamak adlı çalışması, bu dönüşümün ortasında “insanın nerede duracağı” sorusunun peşine düşüyor.

Temelli, yapay zekanın teknik ayrıntıları içinde kaybolmak yerine dikkatini sınıflara, öğretmenler odasına ve insanın kendisine yönelterek kitabın temel yaklaşımını şu cümleyle ortaya koyuyor: “Teknoloji hız üretir. Eğitim ise yön üretir.” Yazar, yapay zekayı yalnızca eğitim sistemine eklenecek yeni bir teknoloji olarak değil, insanın düşünme kapasitesini geliştirecek bir fırsat olarak değerlendiriyor.

SINANAN EZBERLER

Temelli, farklı ülkelerin eğitim deneyimlerine yer veriyor. 2019 yılında Tokyo’da Kenji Watanabe’nin öğrencileriyle “tek bir problem” üzerinde derinleştiği sınıf sahnesi, “az konu, derin öğrenme” ilkesini örneklendiriyor. Pasi Sahlberg’in “Daha az öğrettik, daha çok düşündürdük” sözü de bu yaklaşımı destekliyor.

Finlandiya’daki öğrencilerin yoğun bir ödev yükü altında kalmadan PISA değerlendirmelerinde uzun yıllar başarılı sonuçlar elde etmesi, kitapta bilgi aktarmak ile düşünmeyi öğretmek arasındaki farkı gösteren bir örnek olarak yer alıyor.

Temelli, ezbere dayalı eğitim modellerinin sınırlarını ise Güney Kore üzerinden tartışıyor. “Yüksek Puan, Düşük Girişimcilik” sorununu anlatan Jung-soo’nun hikâyesi, yüksek sınav başarısının gerçek hayatta ihtiyaç duyulan karar verme ve belirsizlikle başa çıkma becerilerini kazandırmaya yetmediği görüşünü somutlaştırıyor. Kitap, bu örnek üzerinden Türkiye’nin sınav odaklı eğitim yapısıyla da bir karşılaştırma kuruyor.

“Merdivenimiz çok sağlamdı ama yanlış duvara dayamışız” sözü, sınav başarısına dayalı eğitim anlayışının yol açabileceği sorunları açıklamak için kullanılıyor. Kitap, öğrencileri önceden belirlenmiş tek bir hedefe ulaştıran “merdiven” modeli yerine, belirsizlikler içinde kendi yönlerini bulmalarına yardım edecek bir “pusula” kazandırmayı öneriyor.

SERTİFİKADAN KİMLİĞE

Kitabın farklı ülkelerden sunduğu örnekler, İspanya’nın INTEF programı ve Çin’in geniş kapsamlı yapay zeka platformuyla devam ediyor. İspanya’da yaklaşık 700 bin öğretmenin dijital becerilerini geliştirmeyi amaçlayan program, yalnızca “hangi aracın kullanılacağına” değil, öğretmenlerin bu araçları hangi amaçla ve nasıl bir eğitim anlayışıyla kullanacaklarına odaklanıyor.

Bu örnekten hareketle Temelli, öğretmenler için “Kâşif, Uygulayıcı ve Tasarımcı” aşamalarından oluşan bir gelişim modeli öneriyor. Çin’deki yapay zeka platformlarını ise çok sayıda öğrenciye ulaşma imkânının yanı sıra verilerin tek merkezde toplanması, sürekli izlenme ve öğretmenlerin karar alanının daralması riskleriyle birlikte değerlendiriyor. Böylece teknolojinin kendisinden çok, hangi eğitim anlayışı ve etik ilkelerle kullanıldığına dikkat çekiyor.

YAPAY ZEKÂ EHLİYETİ

Temelli, Türkiye’nin yapay zekaya dayalı eğitim dönüşümünü kendi koşulları ve ihtiyaçları doğrultusunda tasarlaması gerektiğini düşünüyor. Bu doğrultuda geliştirdiği “Yapay Zeka Ehliyeti” kavramıyla, yapay zekayı yalnızca kullanmanın yeterli olmadığını; bu teknolojiyi anlama, sorgulama ve sorumlu biçimde kullanma becerilerinin de kazanılması gerektiğini belirtiyor.

Kitap, bu yaklaşımın eğitim programlarındaki karşılığı olarak “20/80 Modeli”ni öneriyor. Modelin yüzde 20’lik bölümü, yapay zekanın işleyişinden etik kullanımına kadar herkesin edinmesi gereken ortak bilgileri kapsıyor. Yüzde 80’lik bölüm ise fen bilimleri, sosyal bilimler, mesleki eğitim ve sanat gibi alanların ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Böylece ortak bir yapay zeka okuryazarlığı ile öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda derinleşebilecekleri bir yapı bir araya geliyor.

SORUMLU KULLANIM

Kitap, yapay zeka destekli eğitim platformlarının topladığı öğrenci verilerinin kime ait olduğunu ve nasıl korunacağını da tartışıyor. Temelli, yalnızca ihtiyaç duyulan verilerin toplanmasını ve öğrenci mahremiyetinin sistem tasarlanırken gözetilmesini öneriyor. Kamerayla dikkat takibi gibi teknik olarak mümkün olsa da etik sorunlar yaratabilecek uygulamalara karşı “hayır diyebilen sistemlere” ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Standart testlerin yanına yerleştirilen “Yetenek Atlası” ise öğrencinin gelişimini zaman içinde izlemeyi amaçlıyor. Model, öğrencinin potansiyelini tek bir ölçüm sonucuyla sınırlandırmak yerine gelişimini, ilgi alanlarını ve yeteneklerini birlikte değerlendiriyor.

PAZARTESİ NE YAPACAĞIZ?

Pelin Temelli’nin çalışması, teknik yapay zeka raporlarından farklı olarak uygulamaya da yer veriyor. Kitap, eğitimle ilgili kesimlere “Pazartesi sabahı sınıfta, evde ne yapacağız?” sorusunun pratik karşılığını sunuyor.

Öğretmenlere teknolojiyi bir “düşünme ortağı” olarak kullanmanın yollarını gösteriyor; yapay zekanın rutin işleri azaltarak öğrencileriyle daha güçlü bağ kurmaları için zaman açabileceğini belirtiyor. Velilere, çocuklarını kısıtlamak yerine günlük yaşamda soracakları doğru sorularla onların merakını ve sorgulama becerisini canlı tutabilecekleri öneriler sunuyor.

Eğitim yöneticilerine ise büyük bütçeli donanım yatırımları yapmak yerine, okullarda “Güvenli Dijital Deney Alanları” kurmayı öneriyor. Bu alanları, yapay zeka araçlarının kontrollü ve yasalara uygun biçimde denenebileceği bir dönüşümün başlangıç noktası olarak sunuyor.

EĞİTİMİN İNSANİ YÖNÜ

Sonuç olarak Yapay Zeka Çağında Eğitim, teknik bir kılavuzun ötesinde, insanı merkeze alan bir çalışma. Kitabın sık sık döndüğü o temel sahne -bir öğretmen ve bir öğrenci- eğitimin makinelere bırakılamayacak özünü hatırlatıyor.

Ayşe Öğretmen’in, annesi hastanede olan Kerem’in sessizliğini fark edip yanına oturması, hiçbir algoritmanın gerçek anlamıyla karşılayamayacağı insani bir yaklaşımı gösteriyor. “Planı yapay zeka yazsın, ben Kerem’e bakarım” cümlesi, teknolojiden yararlanırken öğrencisiyle kurduğu bağı koruyan yarının öğretmenini anlatıyor.

Pelin Temelli, yapay zeka çağında ayakta kalmanın yolunun teknolojiyle yarışmak değil, insana özgü nitelikleri güçlendirmek olduğunu gösterirken hızın içinde yönünü kaybetmeden ilerleyebilmek için değerli bir rehber sunuyor.