Tarih Elon'un eline düşerse...

Hafta içinde, Bulgar kökenli bir İspanyol gencin kısa filmlerini izliyordum. Bunlardan birinde, Sovyetlerin Afganistan'ı işgal ettiği yıllarda bölgede bulunan, fotoğraf meraklısı bir Kızılordu askerinin öyküsü anlatılıyor. Bu asker, tesadüfen bir arkadaşının ölüm anında deklanşöre bastığında, ölüm meleğinin belli belirsiz bir görüntüsünü yakaladığını fark ediyor. Sonra bir askerin mayına basıp öldüğü anda yine ölüm meleğini negatife kaydediyor. Üçüncü sefer, bu kez bir ölüm olmasını beklemek yerine, fotoğraf makinesini ve tüfeğini dağların arasında yapayalnız duran bir eve doğrultuyor, birilerinin canını alarak ölümün fotoğrafını çekmeye hazırlanıyor. 

Evden, kucağında çamaşır sepetiyle mavi burkalı bir kadın çıkıyor. Kadın çamaşırları asıp eve girerken, bu sefer bir Afgan mücahit çıkıyor. Sol elinde kalaşnikof, sağ elinde kulağına dayadığı cep telefonu var. Birkaç saniye bekleyip hedefine odaklanan asker ateş ediyor ama hedefi ıskalıyor. Mücahidin açtığı karşı ateşle ağır biçimde yaralanan asker, fotoğraf makinesini de alıp bir mağaraya sığınıyor. Orada ağır ağır kan kaybından ölürken, ölüm meleği gelip askerin fotoğrafını çekiyor, film bitiyor. 

Yönetmen genç -henüz 23 yaşında- ve çok hevesli, 2020-'25 arası dört kısa film yapmış. Ama ne yazık ki, başta tez canlılık olmak üzere kuşağının bilişsel özelliklerini taşıyor. Sovyet askerinin üniformasına ve elindeki fotoğraf makinesinin markasına -Zenit tabii ki!- özen gösteren yönetmenin yeterince araştırmadığı ve gözden kaçırdığı, filmi için yaşamsal öneme sahip detaylar var. Öncelikle, cep telefonunun olmadığı bir dünyanın varlığını aklına bile getirmemiş olmalı ki, 1979-'89 arası yaşanmış bir savaşta, belki bugün bile doğru düzgün sinyal alınamayan bir dağ başındaki Afgan mücahidine cep telefonu kullandırıyor. 

İkincisi, o dönemde Afgan kadınları burka giymiyordu -savaş biraz da bunun için yapılmıştı galiba; ABD'nin dudak uçuklatan destekleri sayesinde mücahitler savaşı kazandı ve böylece bugün kadınların okula gitmesinin bile yasak olduğu 'burkalı Afganistan'a ulaştık. Kaldı ki, giyiyor olsalardı bile, dağ başında yaşayan bir kadının sırf çamaşır asmak için birkaç dakikalığına evden çıkarken burkayı üstüne geçirmesi hiç inandırıcı değil. 

Üçüncüsü, genç yönetmen Afganistan'ı iklimi sıcak bir Ortadoğu ülkesi sanıyor olmalı ki, askerin pusu kurduğu Hindikuş Dağları’nda sıra sıra palmiye ağaçları görünüyor -çekimler büyük olasılıkla İspanya'da yapılmış. 

*** 

Taschen'in yayımladığı Stanley Kubrick's Napoleon adlı bir kitap var. “Yapılmamış En Büyük Film” alt başlığını taşıyan bu devasa kitapta, Kubrick'in Napolyon hakkında yapmak istediği filmle ilgili hazırlık materyalleri yer alıyor: Napolyon dönemine ait üniformalarla ilgili resimler, kartpostallar, farklı sınıflardan sivillerin nasıl giyindiğine dair görüntüler, karikatürler, günlük yaşama dair görsel detaylar, mekan araştırmaları, senaryo taslakları vs. Ben de senaryo yazımı ve film yapım-yönetimiyle ilgili derslerde bu kitabı, bir filme hazırlanmanın ne demek olduğunu anlasınlar diye öğrencilere gösterirdim. Eğer seyirci özdeşleşmesini amaçlayan bir anlatı tasarlıyorsanız, başlangıç jeneriğinin fontundan kostümlere, duvarda asılı nesnelerden kişilerin taktığı aksesuarlara kadar akla gelebilecek tüm detaylar üstüne düşünmeniz gerekir. Hatta özdeşleşmeyi kırmayı amaçlıyor olsanız bile, aynı özenli analiz ve sentez sürecinden geçmelisiniz. 

Ben İvan'ın filmlerini izleyip Z kuşağının bilgiyle ilişkisini Kubrick'le kıyaslarken, Salı günü (21 Temmuz) Elon Musk, biçimsel olarak değilse de içerik açısından Donald abisininkilere benzer bir X mesajı gönderdi: “Bu yıl sona ermeden, Grok Imagine, tarihsel açıdan doğru ve Homeros'un sanatına sadık, tam uzunlukta bir 'Odysseia' filmi yapacak.” 

Elektrikli otomobil ve uzay yolculuğu teknolojisine yaptığı katkılarla adını duyurduğunda pek çok insanın saygısını kazanan Musk, Trump'ın ilk başkanlık dönemiyle birlikte gerçek yüzünü göstermeye başladı. 'Dünyanın ilk trilyoneri' olarak anıldığı günümüzdeyse artık öyle sığ, öyle cahil, öyle faşizan bir karakterle karşı karşıyayız ki, sanırsınız fantastik filmlerdekine benzer  bir paralel evrene geçmişiz de Musk'ın şeytani ikiziyle tanışmışız gibi -gerçi Kılıçdaroğlu örneğini de eklerseniz bu düşünce o kadar mantıksız gelmiyor ya, neyse... 

Musk, Christopher Nolan'ın Odyssey'ini 'gerçeklere sadık' bulmamış, bu yüzden hem yapay zeka programı Grok üzerinden bir film yaptırıyormuş, hem de 100 milyon dolarlık bir bütçe ayırarak 'tarihsel açıdan doğru' bir Hollywood filmi yapmak istiyormuş. 

Bu adam sığ ve cahil, tamam, ama Homeros destanlarında anlatılan Truva Savaşı öyküsünü gerçek sanıyor olamaz değil mi?! Gerçi “Tabii ki gerçek! Aha bak, Çanakkale'de atı bile var!” diyebilecek bir tipe dönüştüğü için, bırakın Truva'yı, Tepegöz'e, sirenlere, Zeus ve Poseidon'a inanıyor bile olabilir! Şaka bir yana, Musk'ın 'tarihsel açıdan doğru' bir uyarlama yapma arzusunun, eski Yunan'da hiç siyahi olmadığı ya da böyle bir filmde trans bir bireyin rol alamayacağı gibi sağcı saçmalıklardan  beslendiğini biliyoruz. Ama Musk'ın işi zor; Homeros'un Odysseia'sında defalarca Etiyopya'dan söz edilir. Poseidon'un Etiyopya'ya gittiği, orada kendisine yüzlerce kurban kesildiği, Kral Menelaos'un Truva'dan dönüşte Etiyopya'ya da uğradığı anlatılır. Yani eğer gerçekten Homeros'un metnine sadık bir uyarlama yapmak istiyorsa, Nolan'ın filminde olduğundan çok daha fazla siyahi karakter göstermesi gerekebilir.   

Belki sonuç güzel de olur, ama Donald abisi ne der bilemem...