Cumhuriyet Halk Partisi nereye?
Bir süredir ‘mutlak butlan’ vesilesiyle yeni bir yol ayrımına gelmiş görünen CHP’nin, aslında hemen her zaman benzer gerilimler yaşadığını söylemek mümkün. Bugünkü gerilim daha çok iktidarın teşvik ettiği bir durum olsa da, CHP ülkenin kurucu partisi olarak çok kez böyle ayrımlarının kavşağında durdu. Kurduğu rejimin yarattığı siyasal-toplumsal maliyetlerle bir türlü yüzleşememesi ise bu gerilimin başlıca nedeni oldu.
1923’de dokuz mebus tarafından kurulan partinin tüzüğünde ‘‘Halk Fırkasına her Türk ve hariçten gelip Türk tabiiyet ve harsını kabul eden her fert dahil olabilir” ifadesi yer almıştı. 1927’de II. Büyük Kurultay’da kabul edilen tüzükte ise ‘vatandaşlar arasında en kuvvetli rabıtanın dil birliği’ olduğu vurgulanmıştı. Türkçe dışındaki bütün dillere getirilen kısıtlamalar bu siyasal tespitlerin sonucuydu ve bugün hâlâ toparlanamayan ağır bir toplumsal-siyasal maliyet yarattı.
Yine bu siyasetin devamı olarak ‘tek dille konuşan, bir düşünen, aynı duyguyu taşıyan bir memleket yapma’ amaçlı İskân Kanunu, CHP’nin en kapsamlı icraatı idi. Yasanın mimarı Şükrü Kaya, hem İçişleri Bakanı hem de parti Genel Sekreteriydi. CHP’li vekiller yasa çıkarılırken ırkçı söylemlerle yarışmışlardı. Ülkeye kabul edilmeyecek gruplar sıralanırken Çingeneler, ‘casuslar ve cüzzamlılarla’ birlikte sayılmışlardı. O günlerde ‘toprağa ot gibi bağlı adama Kürt derler, Türk’ün başı yukarıdadır’ gibi ırkçı dilin sahibi Naşit Hakkı Uluğ, CHP Kütahya mebusu idi. ‘Her canlının, canlı şeyler yiyen bir midesi vardır ve milletin midesi de insan kümelerini yiyerek yaşar’ diyen İzmir mebusu Mahmut Esat Bozkurt, ‘Türk milletinden olmayanların yaşama hakları olabilir ama Türk milletinin kölesi olarak’ diyecek kadar adaletten uzaktı ama Adalet Bakanı idi.
***
1940’lı yıllarda Türkçülük cereyanı o kadar yoğundu ki ‘Türk kanının temizliği’, ‘asil Türk kanı’ ve ‘asil Türk olmayanların hayat haklarının bulunmadığı’ gibi ifadeler sık sık basında yer almıştı. 1938’de çıkarılan Ergenekon Dergisi’nin ana sloganı ‘ülkümüz, ırkdaşlarımızın saadetidir’ idi. ‘Türk halkının kabaran felaketinden kurtulmasını sağladığı için azınlıkların, Varlık Vergisi’ne şükretmeleri gerektiği’ dahi söylenmişti.
Parti-devlet ilişkilerinde hep parti öndeydi. Soyadını Atatürk’ün verdiği Recep Peker, partinin yasalardan hatta anayasadan üstün olduğunu, yasaların parti çizgisine göre değiştirilebilmesini, parti genel sekreterinin üye olmadan hükümette yer almasını savunmuştu. CHP’nin altı okunu formüle eden Peker, iki kez de parti genel sekreteri olarak görev yapmıştı.
***
Türkiye’de sadece Dersim için ‘özel bir idare usulünü sağlayan’ 2884 sayılı Tunceli Kanunu’nu çıkaran, 20 bin kişiyi sürgün eden, on binlerin hayatına kıyan politika da CHP’nin eseriydi. Kürt coğrafyasında ‘isyan’ gerekçesiyle kıyılan insan sayısı bugün dahi tam olarak bilinmiyor. 16 Temmuz 1930’da Cumhuriyet gazetesi Zilan Deresi’nin 15 bin kişinin cesediyle dolu olduğunu sıradan bir vak’a gibi yazmıştı.
Her zaman Cumhuriyeti kuran parti olmakla övünen CHP, 1950 Genel Seçimleri’nde adeta silinmiş, 487 vekilin sadece 69’unu kazanmıştı. Dört yıl sonra daha gerilemiş, 541 vekilden sadece 31’i CHP listelerinden seçilmişti. O zamandan başlayarak CHP adını duyunca bile huzursuz olan büyük bir kitle, bu ülke sosyolojisinin en ilgi çeken özelliklerinden birisidir. Bu durum elbette ‘eğitimsizlik’ ve ‘cehaletle’ açıklanamaz.
***
CHP, ilginç biçimde hem kurucusu hem de mağduru olduğu bu sosyolojik manzarayı, en azından 70’li yıllardan sonra aşabilecek dinamiklere sahipti. Bunun temel aracı ve yolu geçmişle bir köklü yüzleşme olabilirdi. Ama CHP bunu yapamadı. Konjoktürün ya da başkanların etkileriyle arada yüksek oy oranlarına ulaşsa da sosyolojik manzara esas olarak değişmedi. CHP şimdi yine benzer bir kavşakta bulunuyor. Bugünkü ‘tek parti rejimi’nin yarattığı kıskacı kırmaya çabalıyor. Ama tüm tecrübelerin işaret ettiği gibi, bu kıskacı sadece kırmak için değil, ülkenin geleceğinden çıkarmak için de kendi geçmişine dair yüzleşmeye imkân sunan yeni bir dil kurması gerekiyor. Özgür Özel’in ifadesiyle bunun için “Ya bir yol açması, ya da bir yol yapması” gerekiyor. Bu yol sadece partinin değil, ülkenin de kaderini değiştirebilir.
Yanıtlar (0)
Cevap Yaz